Oldukça sarsıcı bir kitap. Kıtlığı açlığı öyle iyi işlemiş ki kendimi içinde hissettim hatta yediği şeyler midemi öyle çok da bulandırmadı. Verdiği his çok gerçekçiydi. İnsanın bir umuda tutunması ve o uğurda ayakta kalabilmesi de yüreklendiriyor doğrusu. Gazap Üzümlerini de hemen ardından okumam hiç doğru bir tercih olmadı. Kendimi kıtlıkta gibi hissediyorum hala. Bir müddet bu tarz kitaplardan uzak kalmam lazım
Kitabımız Büyük Buhran dönemini anlatıyor. Çiftçimiz tarlasını ekebilmek için bankadan habire borç alıyor. Sonunda borcunu ödeyemeyecek bir hale gelince banka geliyor ve toprağını elinden alıyor. İnsanlar bir anda yoksullaşıyor ve çareyi göç etmekte buluyor. Kafileler halinde sürekli göç ediyorlar. Açlık sefalet çaresizlik iliklerinize işliyor.
Kitabı ilk 300 sayfa zar zor okudum. O kadar fazla ayrıntı vardı ki yoruldum doğrusu. Yaklaşık 30 sayfa göçü toplayıp kamyona yüklemekle geçti. Tavaları nasıl iç içe koyduğuna kadar her ayrıntıda boğuldum. Neredeyse karıncanın yürürken oluşturduğu ayak izini tasvir edecekti yazarımız. Beni biraz yoruyor bu tarz okumalar. E artık sadede gel diyorum böyle olunca.
Yazılanların yaşanmış olması elbette üzücü tabii. Ama gördüğüm ve okuduğum şeylerden öğrendiğim şey şu ki, elinde olmayanın paylaşması hep kolay oluyor. Zulme uğrayan halk eline fırsat geçtiğinde aynı zulmu başkasına uygulamayı kendine hak görüyor. Bugün Filistin’de yaşanan zulmü gördükten sonra hiçbir acı gerçek acı gibi gelmiyor artık. Yazdığım akıl tutulması gibi görülebilir ama aç gözlü batı zamanında yaşadığı buhranı unutmuş ve kendine yapılanların daha kötüsünü başkasına yapıyor. Bu tarz okumaları da bu düşünceyle okuyorum ve insanlığım gereği içim üzülse de çok uzun sürmüyor üzüntüm. Yahudi soykırımını anlatan filmlere üzüntümüz nasılsa bu da öyle velhasıl.