Çok güzel bir kitap.
Kitabı keşfedişim fikirlerine çok güvendiğim bir booktuber (Saime Özdemir) tarafından övüldüğünü görmemle oldu.
Okumaya başlarken Mina Urgan kim, ne yapmış gibisinden hiçbir fikrim yoktu. Merak da etmiyordum aslında fakat bu bir 'inceleme' olduğu için kendisini tanımayanlar adına biraz bahsetmek gerekirse kendisi Türk İngiliz edebiyatı profesörü komünist ve ateist bir kişilik kendi tabiriyle dinozor.
Kitapta sosyalizm ideolojisine atıfta bulunan tonlarca yer var. Belli bir ideolojiye körü körüne bağlıysanız okumaktan hoşlanacağınız bir otobiyografi olduğunu sanmıyorum.
Kitabı okumak için ilk ve en önemli neden yakın dönem geçmiş Türkiye ve Dünya tarihini yaşayan bir kişi tarafından yazılması bence.
Milli mücadele yıllarını yaşamış, 2. Dünya Savaşı'nı görmüş, üç tane darbe geçirmiş bir kadından bahsediyoruz. Hangi görüşten olursa olsun bu özellikleri onu okunmaya değer kılar.
Arkadaşlarım diye bahsettiği insanlar Nazım Hikmet, Aziz Nesin, Ahmet Haşim gibi Türk edebiyatında önemli yerlere sahip üstadlar aslında. Üvey babasının Falit Rıfkı Atay olduğunu da unutmamak gerek. Ben buraya aklımda kalan birkaç ismi yazdım ama kadının Türk edebiyatına damgasını vuran nerdeyse herkesle anısı var ve bunları okumak gerçekten çok keyifliydi.
Böyle bir çevrede gelişmenin ona çok katkısı olmuş daha on beş yaşındayken Fransız şiirlerini ezbere biliyormuş. Ben on beş yaşımda beş nitelikli kitap okumamışımdır.
Kitapta Atatürk ile ilgili dans anısına da değinmiş. Annesinin ve çevresinden duyduklarıyla birlikte birkaç tane daha Atatürk anısı okuyabiliyoruz. Anılar çok şirin olsa da bazı yerlerde Atatürk'ü övmek yerine farkında olmadan gömmüş gibime geldi. Fakat bu konulara Atatürk düşmanları havalanmasın diye değinmeyeceğim.
Edebiyat dersinde gördüğümüz sadece