"Tuvalin yüzeyi tıpkı bıraktığı gibi duruyordu; hiçbir bozulma yoktu. Bu iğrençlik ve çürüme içten geliyordu belli ki. İşlenen günahlar tıpkı cüzzam yarası gibi o şeyi hızla içten içe çürütüyordu. İçi su dolu bir mezarda çürüyen bir ceset bile böylesine dehşet verici görünemezdi.
Hallward'ın elleri titremeye başladı. Şamdandaki mum yere düşüp orada çıtırdadı. Ressam üzerine basarak mumu söndürdü. Kendini masanın yanındaki kırılmak üzere olan sandalyeye bırakıp yüzünü ellerine gömdü.
"Aman Tanrım Dorian! Bu nasıl bir sınav böyle! Ne korkunç bir sınav!" Cevap gelmedi fakat ressam Dorian'in camın kenarında hıçkırdığını duyabiliyordu. "Dua et Dorian, dua et," diye mırıldandı. "Çocukken bize öğrettikleri o dua nasıldı? Bizi yanlış yollara saptırma. Günahlarımızı affet. Yüreğimizi kötülüklerden arındır. Haydi beraber söyleyelim. Kibirle ettiğin feryat karşılık bulmuş; pişmanlıkla ettiğin feryat da karşılığını bulacaktır. Ben seni yok yere gözümde bu kadar yüceltmiş, yok yere sana bu kadar tapmışım. Şimdi cezamı çekiyorum. Sen de kendini çok fazla göklere çıkar dın. İkimiz de bunun vebalini ödüyoruz."
Dorian Gray yavaşça ressama döndü ve ona yaşlı gözlerle baktı. "Artık çok geç Basil," diye kekeledi."
Gerçekten çok geçti :"( Kitabı yarıladım, devamı nerelere sürükler beni, bilemiyorum. Anlatımı kapalı bir kitap olsa da okunmayacak gibi değil.