Selin

Mahkemede yazarına karşı kanıt olarak kullanılan kitap
10/10
·152 syf.·
2026 6. kitabı
Oscar Wilde’ın bir lord ile yaşadığı ilişki yüzünden açılan davada bu kitap aleyhine kanıt olarak kullanılmış ve yazar 2 yıl hapis cezasına çarptırılmış. Kitapta doğrudan bir ilişki şeklinde olmasa da iki erkek arasında karmaşık ve platonik bir durum mevcut. Basil Hallward karakteri Dorian Gray’e yoğun hisler besliyor, hatta ona taptığını dile getiriyor. Ressam olan Basil, hayranlık duyduğu bu genç adamın resmini çiziyor ve kendi güzelliğinden mest olan Dorian hep genç kalmayı, onun yerine portredeki halinin yaşlanmasını diliyor. Çok geçmeden bu dileğinin gerçeğe dönüştüğünü fark ediyor fakat portre aynı zamanda onun günahlarını da taşıyor. Dorian, Lord Henry Wotton ile yaptığı konuşmalar ve onun hediye ettiği bir kitabı okumasıyla beraber kendince aydınlanma yaşıyor. Hayatta var olan her duyguyu tatmak, her hazzı deneyimlemek istiyor. Fakat hayatı yaşamanın kendisi bile pragmatik bir şekilde ele alınınca yozlaşma kaçınılmaz oluyor. Her daim kendi duygularına ve deneyim haline öncelik verdiği için diğer insanların duygularını, hatta hayatlarını hiç önemsememeye başlıyor. Onu deneyim odaklı bu düşünce yapısına sokan kitabın onu zehirlediğini söylüyor. Burada Madam Bovary’yi hatırlattı bana. Zaten Dorian’ın okuduğu kitap da yine Fransız edebiyatına ait olan ‘*À rebours*’ kitabı. Oscar Wilde’ın kendisi de bu kitaptan oldukça etkilenmiş. Çoğunlukla tepkilerden sonra düzenlenerek tekrar neşredilmiş halinin çevirisi mevcut. Fakat bendeki bu baskı sansürlenmemiş ilk baskının çevirisi. Hem çeviriyi hem de hikayeyi çok beğendim. Özellikle de Henry karakterinin toplumla, kadın-erkek ilişkileriyle ilgili rahatsız edici derecede gerçek tespitlerini okumak çok keyifliydi.
Dünya Klasikleri
Dorian Gray'in PortresiOscar Wilde · Ötüken Neşriyat · 201899,1bin okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
9/10
·84 syf.·
2025 14. kitabı
Yorgunluk Toplumu'nun ardından yazardan okuduğum ikinci kitap oldu. Yine çok keyif aldım ve yazarın gözlem gücüne hayran kaldım. Kitap şeffaflığın güven ile eş anlamlı olarak lanse edilmesine karşın aslında kontrole eşdeğer olduğuna değinerek başlıyor. "Kontrol toplumu, sakinleri dış baskı nedeniyle değil, kendi iç ihtiyaçları nedeniyle iletişime geçtiği zaman mükemmeliğe ulaşır, yani özel ve mahrem alanı feda etme korkusu kendini utanmazca vitrine koyma ihtiyacına yenik düştüğünde." Yazar, şeffaflığın doğası gereği her şeyi yüzeysel olmaya zorladığı ve insan gibi karmaşık bir canlıyı bile tıpkı bir mal gibi 'karşılaştırılabilir' niteliğe indirgenebilmesi için birbirleriyle aynı olmaya mahkum ettiğini söylüyor. Öznellik, özgünlük ve işlevsellik gibi unsurların yerine şeffaflıkla birlikte gelen salt 'sergilenebilirlik' değerinin geçtiğinden bahsediyor. İnsan ruhu her zaman kendisiyle baş başa kalabildiği bir alana ihtiyaç duyar. En samimi ilişkilerde dahi karşı tarafın tamamen şeffaf olmayışı ilişkiyi canlı tutar, zira insan kendisine karşı bile tam anlamıyla şeffaf değildir. Şeffaflık zorlaması sadece ilişkilerde değil, aynı zamanda kültür-sanat ya da siyaset gibi pek çok alanda da her şeyi derhal sergilenebilir olmaya iterek derinliğe ve uzun vadeliliğe izin vermez. Şeyler ancak görüldükleri zaman bir değer kazanırlar. Yazar bu sergi değerinin her şeyi güzel ve pürüzsüz olmaya zorladığını, dolayısıyla olumsuzluk ve mücadele gibi insan hayatına içkin şeylerin bile yok sayıldığını ve 'optimize edilmiş' bir yaşam yanılsaması yarattığını söylüyor. Halbuki bunların tümü sadece daha kolay kontrol edilebilir olmaya yarıyor. Kitapta ayrıca bilginin bolluğunun sandığımız kadar iyi olmadığına da değinilmiş. Çok fazla enformasyon hem filtrelenecek daha fazla bilgi yığını
Felsefe-Düşünce
Şeffaflık ToplumuByung-Chul Han · Metis Yayıncılık · 20243,334 okunma
7/10
·576 syf.·
2025 13. kitabı
Kan Yeminliler Efsanesi son zamanlarda çok sık gördüğüm bir üçlemeydi. Epik fantezi olduğu için dikkatimi çekmişti ama risk almayıp sadece ilk kitabı alarak başladım seriye :) Başlarda kitabın içine girmekte zorlandım. Çok fazla silah ve kıyafet betimlemesi yapılırken, karakterlerin fiziksel görünüşünden neredeyse hiç bahsedilmiyor. Nitekim arka plan hikayelerini de çok geç öğreniyoruz. İlk bölümlerde sürekli olarak karakterlerin mekanik hareketlerini okuyormuşum gibi hissettim. Hatta bazen bakış açısı karakteri olmasına rağmen cinsiyetini bile anlamadan okuduğum bölümler oldu, zira karakter hiçbir zaman odak noktası değildi. Birden fazla bakış açısı karakteri olması hikayeyi zenginleştirmiş fakat karakterlerin daha derin ve karmaşık olmasını beklerdim. Ne yazık ki olayların gerisinde kalmaktan kurtulamamışlar. Fakat onun dışında yaratılan dünya ve olay örgüsüne diyecek lafım yok. Kitapta İskandinav mitolojisi benzeri bir panteon karşılıyor bizi. Daha ilk sayfada haritayı açınca tanrıların savaşından kalan kalıntıları görebiliyoruz. Ölü bir tanrının kafatası içerisine inşa edilmiş bir şehir bulunuyor. Bu kısımları okuması ve zihinde canlandırması çok keyifliydi. Yazarın hayal gücünü tebrik etmek lazım. Büyü ve güç sistemini de beğendim ama bu kısımla ilgili ne söylesem spoiler olacağı için daha fazla detaya girmeyeceğim. Dövüş sahneleri ve ilginç yaratıkları bol bol okuyoruz. Hele de kalkan duvar sahneleri ve mevkibeyleri arasındaki gerilimleri okurken direkt aklıma Vikings dizisi geldi. Son kısımları beni şaşırttı ve kitabın başta oluşturduğu olumsuz intibayı silip attı. Her ne kadar eksiklikleri olsa da çoğu fantezi okurunu tatmin edecek bir kitap olduğunu düşünüyorum. Özellikle de olay örgüsü odaklı fantastik kurguları seviyorsanız size hitap edebilir. Serinin
Fantastik
Tanrıların GölgesiJohn Gwynne · Martı Yayınları · 2025279 okunma
7/10
·560 syf.·
2025 11. kitabı
Yazardan okuduğum ilk kitap olmasına rağmen benim için olumlu bir okuma deneyimi oldu. Katabasis, karanlık akademi ve cehenneme iniş temalı fantastik bir kitap. Birbirine rakip olan iki doktora öğrencisi, hocalarını kurtarmak için cehenneme iniyorlar. İkisi de son derece hırslı bir büyücü ve haliyle akademik başarı için her şeyi göze alan karakterler. Alice ve Peter cehennemin katları arasında dolaşırken, onların akademi ortamı, başarıyı algılama şekilleri, ilişkilere bakış açıları gibi konularda iç hesaplaşmalarını okuyoruz. Yazar akademik hayatın karanlık yüzünü (cinsiyetçilik, iki yüzlülük, pragmatizm vb.) eleştiriyor. İnsanların ve olayların iç yüzünün her zaman sandığımız gibi olmadığını güzel bir şekilde anlatmış. Kitap boyunca insan olmakla ve hayatla ilgili yerinde tespitler var. Hayatı aslında bizim karmaşık hale getirdiğimizi; unvan, statü ve başarı gibi şeylere gereğinden fazla anlam yükleyerek yaşamın özünü kaçırdığımızı gösteriyor. Kitaptaki cehennem tasarımı ve büyü sistemi güzel düşünülmüş. Belirli bir matematiğe ve mantığa dayalı bir büyü sistemi inşa edilmiş. Cehennem tasviri ise klişeleşmiş zebanili, işkenceli cehennemden daha farklı bir sistem olarak tasarlanmış. Fantastik öğeler ve aksiyon ikinci planda kalırken, karakterin iç dünyası; onun ilişkiler, yaşam, ahlak gibi konular üzerine düşünceleri daha ön plana alınmış. Yazar bu kitapta edebi ve mitolojik göndermelere, felsefi fikirlere epey yer vermiş. Özellikle de ‘İlahi Komedya’ gibi cehenneme iniş temalı eserlerden ya da Hades ve Orpheus gibi Antik Yunan mitolojisindeki karakterlerden sık sık bahsediliyor. Ben yeraltına iniş temalı herhangi bişey okumamış olmama rağmen zorluk çekmedim; yani direkt Katabasis’i okursanız pek sorun olacağını zannetmiyorum. Ama tabii ki bu kültürel referansları
KatabasisR. F. Kuang · İthaki Yayınları · 2025659 okunma
Farklı bir bilim fantezisi
7/10
·263 syf.·
2023 13. kitabı
Ana karakterimiz bir hastanede hafızasını kaybetmiş olarak uyanıyor ve yavaş yavaş onun aslen kim olduğunu, ailesini ve geçmişini öğreniyoruz. Kitabın başında bilgi bombardımanına tutulmak yerine, karakterleri ve yaratılan evreni Corwin’le birlikte öğrenmek güzeldi. Böylece daha en başından merak unsuru korunmuştu. Yine de bu hafıza kaybı sürecinin uzun tutulmamasına sevindim. Kitaptaki büyü sistemi bu serinin neden bilim fantezisi olarak sınıflandırıldığını gösteriyor. Amber evrenine geçmek için kullanılan yollar, koz kartları, her şeyin mümkün olduğu Gölgeler vb. özgündü. Corwin’in ailesinin dinamikleri de benim hoşuma gitti :) Normalde birinci şahıs anlatımını pek sevmem ama bu kitapta beni hiç rahatsız etmedi. Anlatım dili yalın ve anlaşılır olduğu için çok hızlı okunuyor ama maalesef bazı şeyler yüzeysel kalmıştı. 208 sayfa bana bir fantastik serinin giriş kitabı için yeterli gelmedi. Karakterler ve Amber ile ilgili daha fazla bilgi edinmek isterdim. Mesela neden kimse Eric’i istemiyor ya da neden Corwin iyi karakterken Eric kötü karakter bilmiyoruz. Gerçi seride klasik iyi-kötü karşıtlığı olduğunu pek sanmıyorum. Üstelik bu yalın dil kullanımı, epik savaş sahnelerini tasvir etmek için de zayıf kalmıştı. Bazı karakterler kuvvetli büyüler yapabiliyorken, ana karakterimizin tek yapabildiği şey kılıçla dövüşmek olduğu için biraz fazla güçsüz konumda kaldığını düşünüyorum. Olumsuzluklarına rağmen oluşturulan evreni ve potansiyelini sevdim. Serinin vadettiği en önemli şey farklılık bence. Çoğu fantastik seriye benzemediği kesin. Bunun on kitaplık bir serinin giriş kitabı olduğunu da göz önünde bulundurunca sonraki kitaplarda bizi daha güzel şeylerin beklediğini düşünüyorum. Son olarak, bu seriden esinlenen ve zarsız oynanan bir RPG oyunu varmış. Kitaptaki evren ve
Fantastik
Amber Yıllıkları - Amber'de Dokuz PrensRoger Zelazny · 200153 okunma