Puan vermedi·384 syf.··
2026 76. kitabı
Serinin ilk kitabı Buzdaki Kız'ı okuyup Erika Foster’ın o inatçı, yaralı ama dik duruşuna hayran kalmıştım. İkinci kitapta yazar bizi, Erika’nın eşi Mark’ın ölümünün üzerinden neredeyse iki yıl geçmiş bir zaman dilimiyle karşılıyor. Acı hala taze, vicdan azabı hala omuzlarında bir yük ama Erika bu sefer Londra Teşkilatı’nın Cinayet ve Ağır Suçlar Birimi’nde, Lewisham Row Karakolu’nda çok daha dişli bir mücadelenin içinde. Londra, kavurucu bir yaz sıcağıyla kavrulurken, yalnız yaşayan bekar erkekler evlerinde, yataklarına bağlanmış ve başlarına poşet geçirilerek boğulmuş halde bulunmaya başlar. Karşımızda kurbanlarını bir gölge gibi takip eden, en zayıf anlarını bekleyen, son derece soğukkanlı ve hesapçı bir seri katil vardır. Yazar bu kitapta katilin kimliğini bize erkenden gösteriyor. Bu durum gizemi azaltmıyor, aksine Erika ile katil arasında zamana karşı bir kedi-fare oyununa dönüşüyor. Kitap baştan sona öyle sürükleyici, öyle tempolu ki, elimden bırakamadım! ​Gelelim beni okurken kelimenin tam anlamıyla ÇILDIRTAN, sinirlerimi altüst eden o detaya... Erika vaka için canını dişine takıp çalışırken, uykusuz geceler geçirip her şeyini ortaya koyarken teşkilattaki o eril barikatı izlemek beni delirtti! Erika’nın o amirlerinin basiretsizliği, onu savunmamaları ve bürokratik koltuk sevdaları yüzünden Erika her defasında duvara çarpıyor. En sinir bozucusu da ne biliyor musunuz? Erika her şeyi tırnaklarıyla kazıyıp olayı çözmek için hayatını tehlikeye atıyor, ama günün sonunda o başarının, o dökülen terlerin kaymağını yine başka bir erkek polis yiyor! Onun hakkının böyle göz göre göre yenmesi okurken valla benim de sinirlerimi bozdu, teşkilattaki o amirlere bağıra bağıra saydırmak istedim. ​Ama Erika işte bu yüzden Erika... Tüm bu haksızlıklara, köstek olan amirlerine
Gece AvıRobert Bryndza · Yabancı Yayınları · 2017729 okunma
Puan vermedi
Zekanın sevgi ve şefkatle dengelenmediği zaman hiçbir şey ifade etmediğini öğrendim."Charlie Gordon, düşük bir IQ ile doğmuş ama dünyayı, insanları sevmeyi her şeyden çok isteyen bir adamdı. Ta ki bir ameliyatla dahi olana kadar... Algernon ise labirentleri ondan hızlı geçen küçük, beyaz bir fare. Charlie’nin zekası yükseldikçe dünyanın ne kadar acımasız olduğunu, insanların ona neden güldüğünü ve cehaletin bazen nasıl bir mutluluk olduğunu anlamasını okumak kalbimi paramparça etti. Bilginin getirdiği o büyük yalnızlığı iliklerinize kadar hissedeceğiniz, bittiğinde uzun süre kapağına bakıp kalacağınız bir kitap.
Algernon'a ÇiçeklerDaniel Keyes · Koridor Yayıncılık · 202536,5bin okunma
Reklam
10/10
·396 syf.··
2024 7. kitabı
serinin üçüncü kitabı olup, benim için en iyi bölümlerinden biridir. hikayenin gidişatını belirleyen bir kitap olma özelliği var. eğer bu kitabın sonu farklı olsaydı, kendisinden sonra yazılan 4 kitabın baştan aşağı değişmesi kaçınılmaz olurdu. o sebeple, sonun başlangıcına hoşgeldiniz diyip bol spoilerli yorumuma geçiyorum. harry'nin konuya biraz daha hakim olmaya başladığını görüyoruz bu kitapta. büyüyor efenim çocuk. onu adam yerine koyan insanlarla beraber olmaya başlıyor. özellikle lupin, ona güvenerek ve öğreterek iyi bir şeye ön ayak oluyor. sirius black'in varlığını öğrenmemiz ve kaotik durumundan haberdar olmamız da ayrıca kitabı güzelleştiren unsur. harry'nin aileye en yakın sahip olduğu kişi sirius. birden bire bir vaftiz babasının olduğunu öğrenmesi tabii ki muazzamdır onun için. keşke, suçundan aklayabilselerdi onu, hep bunu istiyorum bu kitabı okurken. bunların dışında, yine malfoy'a çok sinir oluyoruz. bu kitapta karakterinin pisliği daha da gün yüzüne çıkıyor sanki, ya da ben öyle düşünüyorum şahgaga'ya yapılanlar yüzünden. seride en çok sevdiğim 2. kuş şahgaga. hermione ise, gerçekten akıllı bir cadı. herkesin ona inanılmaz güven ve destek duyuyor olması ise takdire şayan. profesor trelawney'nin ise isabetli ikinci kehanetinin yer aldığı kitap. keşke ilkini de hiç söylemeseydi diyor insan ilerleyen kitaplarda gerçeği öğrendiğinde ya, şimdilik ilk kehaneti bilmiyormuş gibi devam edelim. dumbledore yine sinir bozucu derecede uzak duruyor harry'den. bu adamın bu mistik hallerini sevmiyorum. hep söylüyorum. neyse, peter pettigrew ise gerçek bir fare. kişiliğine göre animagus olmuş olması gerçekten büyünün trajik bir yanı sanıyorum.
Harry Potter ve Azkaban TutsağıJ. K. Rowling · Yapı Kredi Yayınları Yayınları · 202242,3bin okunma
Puan vermedi·144 syf.··
2026 23. kitabı
Kitaplıktan rastgele seçip aldığım Murakami eseriydi benim için. İlk eserlerinden biri. Serinin ikinci kitabıymış. Fare ve ismi geçmeyen karakteri ilk kitabı okumadığımdan bağdaştıramadım elbette. Bittiğinde araştırıp anladım. Her ne kadar serinin ortasından daldıysam da benim için ilk kitabı önce okumak da belki anlamlı bir değişikliğe neden olamayacaktı. Zira Murakami okumak, büyülü gerçeklik ve betimlemenin gücüyle her kitapta keyif vermiştir. Bazı yerler muğlak, ikizler, intihar eden eski kız arkadaş, Fare’nin durup dururken kızla ilişkiyi kesmesi, ardından sürekli uzaktan evi gözlemesi, J’nin anlayışı, Pinball makinesine olan takıntı(maddi bir çıkar vermese de gururlandırıcı etkisi…). Anlamın sorgulanması, geçip giden hayatlar ve günlerin birbirine benzemesi… Kısa ama nitelik bakımından dolu bir eser. Keyifli bir Murakami deneyimi.
Pinball 1973Haruki Murakami · Doğan Kitap · 20201,549 okunma
Özetle
10/10
·400 syf.··
2026 14. kitabı
Kitabın Özü: İnsanların büyük kısmı korku (parasız kalma endişesi) ve açgözlülük (daha çok kazanıp daha çok harcama arzusu) kıskacında sıkışır. Buna "Fare Yarışı" (Rat Race) denir. Sabah işe gider, maaş alır, fatura öder ve bu döngüyü ömür boyu kırıcı bir rutinle tekrarlarlar. Zenginler ise bu döngüyü ilk andan itibaren reddeder; kazandıkları parayı kendilerine pasif gelir üreten birer "işçi" olarak sisteme sürerler
1000Kitap
Zengin Baba Yoksul BabaRobert T. Kiyosaki · Alfa Yayınları · 20259,2bin okunma
8/10
·325 syf.··
2026 8. kitabı
Kitap düşük IQ’lu bir birey olan Charlie’nin ve bir denek faresi olan Algernon’un hikayesini anlatıyor. Hikayeyi takip ederken Charlie’ye üzülmemek elde değil. Düşük IQ’lu, yani gerçek anlamda saf olmak gerçekten üzücü bir şey. Charlie’nin bu süreçteki en yakın arkadaşı ise bir fare olan Algernon oluyor. İkisinin de ortak noktası, en azından bilim insanlarının gözünde birer denek olmaları. Charlie onu çok seviyor ve kendini sürekli onunla kıyaslıyor. Kitap, ayrıca bu tür önemli deneylerdeki bilim insanlarının farklı yaklaşımlarını ve farklı etik değerlerini de başarıyla ortaya koyuyor. Bilim insanları Charlie’yi bir insan olarak değil, bir denek olarak görüyorlar ve bu durum Charlie’yi çok rahatsız ediyor. Çünkü Charlie’nin asıl öğrenmek istediği, gerçekte kim olduğu; yani nasıl bir insan olduğuydu. Dünyaya diğer insanlar gibi normal bir zekayla gelseydi ne tarz bir insan olacağını merak ediyor ve bunu öğrenmeye çalışıyor. Kitabı okurken bir Amerikan romanı olduğunu (pragmatik/faydacı) hissediyorsunuz. Teknik bir eleştiri; başkahramanımız IQ’su düşük olduğu için birçok kelimeyi yanlış söylüyor ve yazar da bunu belirtmek için kitapta yanlış yazılmış kelimelere yer vermiş. Doğrusu ben bu tarzı pek beğenmedim; okurken akışı kesiyor ve "Acaba kelimeyi yanlış mı okuyorum?" diye sürekli duraksamama neden oluyor. Yine de bu teknik tercihin arkasındaki dünya, bizi oldukça derin bir hikayeye götürüyor. Kitabın temposu, Charlie’nin Algernon ile beraber yaşamasından ve ardından ayrı eve çıkmalarından sonra hızlanıyor, daha keyifli bir hal alıyor; tıpkı Charlie’nin zekasının hızla artması gibi. Ameliyattan sonra o kadar çok gelişmişti ki, artık kendi eski halini farklı bir insanmış gibi görüyor ve ona dışarıdan bir gözle "Charlie" diyordu, bu gerçekten enteresandı.
Algernon'a ÇiçeklerDaniel Keyes · Koridor Yayıncılık · 202536,5bin okunma
Reklam
Reklam