8/10
·392 syf.··
Beğendi
·
2026 12. kitabı
sadece şunu söylemek istedim, romantik komedi kitabı sanarak almayın... çünkü değil. kendimi öyle bişey için hazırlamıştım (arka kapak yazısı okumamak bazen çok da iyi bi fikir değilmiş) emily henry olduğu için direkt romcom olduğunu farz ettim ve ah, beni çok üzdü... ben çok sevdim ya her ne kadar fazla üzülmüş olsam ve barışmalarının fazla uzun sürdüğünü düşünsem de. geçmişteki mutlu anlara geri dönüşler falan çok güzeldi. arkadaşlıkları çok çok güzeldi ve hiç bir şey gerçek dışı şekilde romantize edilmemişti hiç hatta biraz fazla gerçek hayat gibiydi ve bu kalbimi kırdı... ama olsun. onları çok sevdim!
Burada MutluyumEmily Henry · Epsilon Yayınevi · 202531 okunma
7/10
·180 syf.··
2026 22. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 08:20
İkinci Dünya Savaşı sonrasında, Romanya'nın Dobruca bölgesinde bir Tatar köyünde geçen alışılmadık bir aşk hikâyesi. Açıkçası bu romanı okuyunca Stancu'nun neden büyük bir edebiyatçı kabul edildiğini sorgulamadan edemiyor insan. Roman, topal bir Rumen gencinin ağzından anlatılıyor, ancak milliyetlerinin ne olduğu belirtilmeyen iki jandarma ve romanın başındaki denizciler sayılmazsa Rumenler romanda yok mesabesindedir. Roman kahramanları tamamen Tatar, Gagavuz ve Türklerden ibaret. Ancak Rumen baştan sona bu etnik topluluklara yönelik önyargılarla ve aşağılayıcı ifadelerle dolu. Bu üç etnik grup içerisinde en fazla aşağılananın da Hristiyan Gagavuzlar olması ayrıca ilgi çekici. Gagavuzlar topyekûn olarak aşağılık bir topluluk şeklinde tasvir ediliyor: erkekleri ayyaş, kadınları iffetsiz ve pis, papazları sahtekâr ve dolandırıcı ve bütün topluluk frengiden kırılıyor... Romanda yer yer malum ideoloji sebebiyle gereksiz din aşağılaması sezinlense de İslam dini tasvir edilirken oryantalist yaklaşım çok açık bir şekilde görülmektedir. Bu üç etnik grup içinde en masum tasvir edileni Türklerdir. Bunda da Stancu'nun gençliğinde bir Türk kızına aşık olmasının etkisi var mı bilinmez. Zaten bu romanın o aşkın bir ürünü olduğuna dair yorumlar mevcuttur. Romanın belki de en saygın tarafı, Müslümanların jandarmaların zulmüne maruz kalmasını tasvir etmesidir. Tasvir deyince eserde bol bol yer alan Dobruca'nın "vahşi" tabiatının tasvirinden mutlaka bahsetmek gerekir. Her türlü edebî haz ve üsluptan yoksun olan tasvirlerin edebî niteliğini çeviri esnasında kaybettiği farz edilebilir...
Tatar Kızı UrumaZaharia Stancu · Sinan Yayınları · 19736 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
6/10
·296 syf.··
2026 15. kitabı
·
84 günde okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 23:23
Fas’ın Cedîde şehrinde 1944 yılında doğan Taha Abdurrahman, Muhammed el-Hâmis Üniversitesi’nde felsefe eğitimi aldıktan sonra Oxford ve Sorbonne üniversitelerinde başta dil felsefesi ve mantık olmak üzere çeşitli alanlarda öğrenimini sürdürmüştür.1972 yılında “Ontoloji Sorunsalının Dilsel Yapısı” teziyle doktorasını tamamlamış; 1985 yılında “Doğal ve Argümantatif İstidlalin Mantığı” isimli teziyle de ikinci kez doktor unvanını almıştır. 2005 yılında emekliye ayrılan yazarımız birçok ülke ve üniversitede dil felsefesi ile mantık dersleri vermiştir. İncelemekte olduğumuz kitabımızın asıl adı el-Amelu’d-Dinî ve Tecdîdü’l-Akl olup Mehmet Emin Güleçyüz tarafından Türkçeye tercüme edilen eser Pınar Yayınlarınca İstanbul’da 2020 yılında 296 sayfa olarak yayınlanmıştır. Eserde; Soyut Akıl (el-‘aklu’l-mucerred), Rehberlik Edilmiş Akıl (el-‘aklu’l-musedded) ve Desteklenmiş Akıl (el-‘aklu’l-mueyyed) olmak üzere üç farklı akıl türü detaylıca ele alınmış. 1. Soyut Akıl (el-'Aklu'l-Mücerred) : Soyut aklı, metinde "sahibini herhangi bir şeye bir yönden bilgili kılan eylem" veya "nazar" olarak tanımlayan Taha Abdurrahman aklın özellikle bir eylem niteliği taşıdığını vurgulamaktadır. Ona göre Yunan düşüncesindeki gibi akıl insanı bilgi edinmeye hazırlayan bir öz, zat olarak tanımlanması birçok problemi de beraberinde getirir. Zira aklın bu şekilde tanımlanması, onu nesneleştirdiği gibi, insanı da eylem ve tecrübe boyutundan koparmaktadır. Abdurrahman’a göre Mucerred akıl ( soyut akıl) özel ve genel olmak üzere bazı sınırlılıklara sahiptir. Özel sınırlılıklar; soyut akıl dilin sınırlarına, zanniliğe ve mecburi teşbihe (Tanrı'yı maddileştirme tuzağına) mahkûmdur. Genel sınırlılıklar; soyut aklın, mantığın sınırlarına takıldığını, delillendirmelerde kesinlik ve tamlığın bulunmadığı ,
Dini Amel ve Aklın YenilenmesiTaha Abdurrahman · Pınar Yayınları · 202027 okunma
Ölümün Kıyısında - Bir Poems Sendromunun Günlüğü
5/10
·256 syf.··
2026 17. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 03 Haziran 2026 13:41
Merhaba arkadaşlar bugün sizlere günlük dilinde yazılmış bir eserle geldim. Kitap epey bir depresif ve hastalık içeriyor. Böyle hassas konular da kitaplar okuyabiliyorsanız tam olarak doğru yerdesiniz demektir. Ben bulunduğum dönemden sebep ve bu yaşanılanların benzerini kendi hayatımda da yani ailemde de yer almış olduğunu bilmekten ötürü zor bir okuma yapmış oldum. Böyle dramatik şeyler beni etkiliyor hele ki konu hastalıklarsa... Yazarımız kendi gerçek hayatını ele alarak bir günlük tutmuş ve kareli bir deftere not almış onu da bastırmış. Kendisi zorlu bir hastalık sürecinden geçiyor ama bu uğurda yeri geliyor mücadele ediyor yeri geliyor depresif bir hale giriyor. Kendisini bu dönemde yaşadığı tüm zorluklara rağmen namazını aksatmamasından ötürü tebrik ediyorum ve itikatını da tevekkülünü de takdir ediyorum. Çevresinde bu dönemde ne kadar kendisini çok seven varmış bir kez daha hem kendi görmüş oluyor hem de bizler bu duruma şahit oluyoruz. Ben hem şaşırdım hem de gıpta ettim. Çünkü bu dönemde böyle aile akraba ve arkadaşlık çevresi neredeyse imkansız. Herkes kendi derdinde ve kendi mücadelesinde... Hastanelerde hastaların ne kadar yalnızlaştığını ve bu süreçte yakınlarından ilgi alaka ve görüş beklentisi içinde olduğunu gözlemliyoruz ve bize yazar bu konuda oldukça hassas olunması gerekildiğine dair vurgular yapıyor. Yazara ilk başta yanlış teşhis konulmasına rağmen kendisine alanında uzman ve merhametli güzel doktorlar denk geldiği için kısa sürede Poems teşhisi koyularak düzeltiliyor. Okurken içinizin daralması muhtemel bir eser. Ben bir süre sonra hem kalben hem beynen hem de ruhen yoruldum. ``Yine vurgulayarak yazıyorum ki; Sıla-i rahim farz, hasta ziyareti sünnettir. Dinen çok önemlidir. Hastalar için de müthiş önemli. Bir moral, mutlu bir gün burada en
Ölümün KıyısındaMuhammet Sami Oğuz · Mevsimler Kitap · 201610 okunma
İSRÂ VE Mİ'RAC
8/10
·480 syf.··
2026 17. kitabı
·
19 günde okudu
·
Okunma: 01 Haziran 2026 12:33
İsra ve Mi’rac olayları, İslâm dininde en çok merak ettiğim konuların başında gelir. Bu konuyla ilgili olarak Kur’an-ı Kerim’de İsra suresinde isra olayına işaret edilmekte ancak mahiyeti hakkında bilgi verilmemektedir. Mir’ac olayını ise anlatan bir sure/ayet bulunmamaktadır. İsra ve Mi’rac Gerçeği kitabı, Kur’an merkezli bir yorumla geleneksel rivayetleri sorgulaması nedeniyle hem ufuk açıcı hem de tartışmalı bir eser. Ancak en çok eleştiri alacağı noktalar, olayların bağımsızlığı, namazın farz kılınışı, Bakara Suresi’nin son ayetleri ve rivayetlerin güvenilirliği üzerine geliştirdiği iddialar olacaktır. Buna ek olarak, Balcı’nın Emevilerin siyasi etkisini ve Yahudi inancındaki göğe yükselme motiflerinin İslam kültürüne yansımasını vurgulaması, kitabı daha da tartışmalı hale getirecektir. Kitap, özellikle geleneksel dini anlatılara alışık olan çevrelerden ciddi eleştiriler alma potansiyeline sahip. Yine en çok eleştiri alacağı noktaların başında, İsra ve Mi’rac’ın birbirinden bağımsız olaylar olduğu iddiası geliyor. Yazar, zaten Kur’an-ı Kerim’de İsra sûresinde açıkça anlatılan İsra olayını kabul ederken, Kur’an-ı Kerim’de yer verilmeyen Mi’rac olayının somut olarak gerçekleşmediğini yani fiziksel bir göğe yükselme olmadığını, olsa olsa rüya, manevi bir tecrübe veya sembolik bir anlatı olduğunu savunuyor. Yaygın olarak bu iki olay bir bütün olarak kabul edilirken, Balcı’nın onları ayrı ayrı değerlendirmesi, geleneksel rivayetlerin bütünlüğünü sorgulaması dikkat çeken noktalardan biri. Balcı eserinde, namazın Mi’rac’ta farz kılındığı görüşünü de şiddetle reddediyor. Zira Mi’rac olayını geleneksel kabulde anlatıldığı şekliyle kabul etmediği gibi Mi’rac olayına ilişkin anlatıların İsra olayından önce gerçekleştiğini de ısrarla savunuyor. İçinde yaşadığımız toplumda
İsra ve Mi'rac Gerçeğiİsrafil Balcı · Ankara Okulu Yayınları · 201230 okunma
Güzel sözler ama sürekli tekrar ediyor
6/10
·320 syf.··
2026 14. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2026 22:14
Hem dinle hem bilimle ve özel olarak tıpla ilgili ve sıkça çalışmamızın gerekliliğinden bahseden bir kitaptı aslında başlarda çok sevdim beynin fizyolojisi ile ilgili verdiği bilgiler ve yazarın belli ayetlerle ilgili yorumları ve ilmin farz olduğunu hatırlatması güzeldi ama ne yazık ki kitap çok kendini tekrar ediyor. Sanırım bu bazı konuşmalarının bir derlemesiydi bundan kaynaklı olabilir ama 130 küsuruncu sayfadan itibaren sürekli tekrar eden şeyler canımı sıkmaya başladı kitaptan sıkıldım maalesef 100 150 sayfaya yine aynı şeyleri yazarak sığdırılabilecek bir kitabı bu kadar uzatması hoşuma gitmedi.
Beyin Sizsinizİsmail Hakkı Aydın · Girdap Yayınevi · 2020402 okunma