Bizim göçmen mahallemizin, her biri bir başka yerden göçüp gelen her ailesinin, konup göçtügü yerlere ait ayrı bir hikayesi vardı. Sınırların ötesinden sızan yeni göçmenlerle mahallenin halkı gün geçtikçe artardı. Bu yeni gelenler yuvalarını, topraklarını, doğdukları yerlerde bıraktıktan sonra, zahire, kap kacak, yorgan döşek, namına ne alabilirse, iri öküzlerin çektiği ağır arabalara atarlar, yollara dökülürlerdi. Kadınlarla çocuklar bu yüklerin üstüne bindirilirdi.
Bu perişan kafileler, eski istila ordularının Balkanlar'da, Tuna'da ve daha ötede yerleşip, köy, şehir, kale kuran eski fatihlerin geri dönen çocukları, kalıntılarıydı.
Şahin atlar üstünde Avrupa' ya giden ataların bu çocukları, şimdi her
tarafindan torbalar, bakraçlar sarkan bu gıcırtılı arabalarla, yüzyıllarca
süren bir egemenliğin ellerinde kalan bu hazin artıklarını geriye doğru
taşıyorlardı.