" Fakat insan inanmalı?... Kendime inanmadıktan sonra... Bir gün içinde, bir kaç saat içinde kendimin ne çirkef olduğumu öğrendikten ve yirmi altı seneden beri saklamaya muvaffak olduğum aşağılık ruhumu bir karış önümde gördükten sonra, kim olursa olsun, bir insana inanmak mümkün müdür? Benden bunu nasıl istersiniz?"
"Senin hayatının benim kağıdıma düşen yazısı bu..."
Acaba kağıda düşülmeyen yazısı nasıldı? Hayat karayemiş'in ötesinde miydi? kendimize belli sınırlar çizip sadece bu sınırlarda yaşamak mıydı? Elbette değildi. Evet sınırlarımız olmalıydı ama bu sınırlar zamanı gelince geçilmeliydi. Çünkü biz bir yıl önceki biz değildik. Her geçen gün daha çok merak ediyor ve bu merakımıza gidermek istiyorduk.
Ah Mücellâ!
Neyyire Hanım'ın akıllı sakin kızı.
Bazen hüzün bazen sevinç ve bazen de imrenerek geçmiş bir hayat Cumhuriyet yıllarının İlmek ilmek arka planda işlendiği bu romanda bir yandan da Mücella adlı kızın hayat hikâyesi. Trabzon sokaklarının anlatıldığı denizin, mavinin ve gökyüzünün tasvir edildiği harika bir roman. Memleketin hiçbir yapısına el vurulmamış nostaljik İstanbul anlatılıyor. Acaba Mücellâ'nın babası Tevfik Efendi yaşasaydı yine böyle bir hayatı mı olurdu yoksa çok farklı bir karakterle mi karşımıza çıkardı? Keşke okusaydı Mücellâ pamuk kalpli bir öğretmen sıcakkanlı bir hemşire olabilirdi. Ancak annesi çok erken yaşta onun kaderinin iplerini ele almıştı. Ne kadar doğruydu yaptıkları evet tartışılır ancak haksız olduğu pek çok yer vardı Neyyire Hanım'ın. Yine de bir gün olsun annesinin kalbini kırmamıştı Mücella. Karayemişin ötesine geçseydi Mücellâ çok farklı bir hayatı olacaktı belki de anne olacaktı ama o kendisine çizilen sınırlarda kalmayı tercih etti.