Fatma

Fatma
@fatmahan
English Language Teacher
85 okur puanı
Nisan 2015 tarihinde katıldı
Shevek suskundu, Keng'i izliyordu, ışıltılı gözleri sabitti. "Benim dünyam, benim Arz'ım bir yıkıntı. İnsan ırkı tarafından berbat edilmiş bir gezegen. Hiç bir şey kalmayana dek çoğaldık, tıkındık ve savaştık, sonra da öldük. Ne hırsımızı ne de şiddetimizi denetledik; uyum göstermedik. Kendimizi yok ettik. Ama önce dünyayı yok ettik. Benim dünyamda hiç orman kalmadı. Hava gri, gök gri, her zaman sıcak.Yaşanabiliyor, hâlâ yaşanabiliyor — ama bu dünyada olduğu gibi değil. Burası canlı bir dünya, bir uyum. Benimki ise uyumsuzluk. Siz Odocular bir çölü seçtiniz; biz Arz'lılar bir çöl yarattık... Sizin gibi biz de orada yaşamayı sürdürüyoruz. İnsanlar güçlü! Şimdi yaklaşık yarım milyar kişiyiz. Bir zamanlar dokuz milyardık. Her yerde hâlâ eski kentler görülebiliyor. Kemikler ve kiremitler toza dönüşüyor, ama küçük plastik parçaları hiç bozulmuyor, hiç bir zaman da uyum göstermiyorlar. Bir tür olarak, toplumsal bir tür olarak başarısız olduk.
1000Kitap
Reklam
“Çünkü bizim dünyamız Othello’nunkiyle aynı değil. Çelik olmadan araba yaratamazsınız –aynı şekilde, sosyal çalkantı olmadan da trajedi yaratamazsınız. Dünya şu anda istikrara kavuşmuş durumda. İnsanlar mutlu; istediklerini alıyorlar ve ulaşamayacakları şeyleri de asla istemiyorlar. Refahları yerinde; emniyetteler; hiç hastalanmıyorlar; ölümden korkmuyorlar; ihtiras ve ihtiyarlıktan habersiz ve bundan da çok memnunlar; veba gibi bir illet olan anne ve babaları yok; güçlü duygular hissedecekleri eşleri, çocukları ve sevgilileri yok; şartlandırmaları uyarınca davranmaları gerektiği gibi davranmak zorundalar."
Edebiyat
Bir cezaevine giren siyasi suçlu için altı ay, gün değildi o dönemlerde. Üç ay bir yanına yatar, üç ay da öbür yanına, tavuk gibi yer bitirirdin cezayı! Biz de öyle yapmıştık. Parmaklarımızı yalaya yalaya çıkmıştık Tophane'den. Öyle bir dönemdi ki, cezaevine yemek getiren kişi, bir ay kalıyordu içerde, derdini anlatana kadar.
1000Kitap
Duyulur duyulmaz boğuk bir sesle hiç de duyarlı görünmek için zorlanmadan tane tane okudu, Sazını Çalana adlı şiirimi. Sanki bu şiir onundu, ben ilk kez karşılaşıyordum bu şiirle, yeni dinliyordum sanki. Okuması bitince bir süre susup kalmışlardı konuklar. Mustafa Necati Bey, yanına çağırdı beni: «Yaşa Delikanlı!» dedi. «Bugüne kadar hiçbir şairin başka bir şairin eserini hem de onun karşısında, böyle severek okuduğunu ne gördüm, ne de dinledim. Faruk Nafiz Bey'in bu jesti de, en az bu şiir kadar duygulandırdı beni! Eserin sahibini candan kutlarken ona da teşekkür ederim ayrıca...»
Edebiyat
Nasıl da insanları birbirlerine düşman etmeyi başarıyorlardı büyük kentlerde, politika adamları. Nasıl bu memleketlerde oturan yabancılar, el ulaklarıyla bizi birbirimizden soğutup çıkarlarını sürdürmesini başarıyorlardı? Bir gün onların da kazınacaktı kökleri. Ama kavga gene de sürüp gidecekti.Kavganın sürüp gitmesi zenginlerin zenginliklerini sürdürebilmeleri için gerekliydi, yalnız bizde değil, bütün yeryüzünde.
1000Kitap
Reklam