Bak şuradaki parıltıya!
Usulca sarılıp sarmalandın,
Lakin uyku kabuktur, at üstünden!
Çekinme sakın, cesaret et,
Tereddütte kalınca kalabalıklar;
Asil insan her şeyin üstesinden gelir,
Kavrayıp harekete geçerse eğer.
(Muazzam bir gümbürtü güneşin yaklaştığını ilan eder.)
İyice inceleyin mallarımı,
Neler neler var aralarında
Yeryüzünde eşi benzeri olmayan!
Dükkanımda hiçbir şey yoktur ki, Adamakıllı zarar vermemiş olsun İnsanlara ve dünyaya.
Yoktur burada kan akıtmamış tek bir hançer,
Yoktur bir kadeh, sağlıklı bir bedene Yudum yudum sıcak zehir içirmemiş,
Yoktur bir mücevher, kocasını sadakatle seven kadını
Baştan çıkarmamış,
yoktur bir kılıç ittifak bozmamış,
Mesela bir hasmın sırtına sinsice saplanmamış.
GENERAL:
Kim bel bağlayabilir ki uluslara, Onlar için onca çalışıp çabalasa da;
Zira gerek halk gerekse kadınlar Gençliği tutar her şeyin üstünde.
BAKAN:
Şimdi hepten uzaklaşıldı doğru yoldan, Gözünü seveyim eski güzel zamanların; Zira her şeye hükmettiğimiz yıllar,
Altın çağlardı hakikaten.
SONRADAN GÖRME:
Biz de aptal değildik hani,
Yapılmayacak şeyi yaptığımız çok oldu; Fakat şimdi dönüyor her şey tersine, Tam da korumak isterken bu haliyle.
YAZAR:
Artık okumak isteyen de kalmadı, Vasat zekayla yazılmış kitapları!
Sevgili gençlere gelince,
Hiç bu kadar ukala olmamışlardı.
Çoğu zaman bir eser, nice yıllar bekler,
Tamamlanmış şekliyle sonra doğar.
Ani parıltı, ancak o an için var olandır
Hakiki olansa gelecek nesillere kalandır.