Faust’u ben okuduğumda, bir edebiyat metniyle karşılaşmıyorum bir itirafla yüz yüze geliyorum. Çünkü Faust bana göre bir “bilgin” değil, yetinmeyi becerememiş bir insan. Ve asıl trajedi işte burada başlıyor.
Ben Faust’ta bilginin yüceliğini değil, bilginin çaresizliğini görüyorum. Okumuş, öğrenmiş, anlamış ama tatmin olmamış. Dünya ona küçük gelmiş. Tanrı susmuş, kitaplar yorulmuş, kavramlar içi boşalmış. Faust’un krizi cehaletten değil fazla bilip az hissedememekten doğuyor. Bu yüzden bana modern değil, çok eski geliyor. Antik bir lanetin çağdaş bir sureti gibi.
Mephistopheles benim gözümde bir “şeytan” değil. O, Faust’un iç sesi. Alaycı, soğuk, acımasız ama dürüst. Faust’un söylemeye cesaret edemediklerini dile getiriyor. Aslında ortada bir ruh satışı yok ruh zaten huzurunu kaybetmiş. Yapılan anlaşma gecikmiş bir kabullenişten ibaret benim için . Faust cehenneme gitmeyi seçmiyor zaten cehennemde yaşadığını itiraf ediyor.
Gretchen meselesine romantik bakamıyorum. Çünkü orada aşk yok sorumluluk var. Gretchen Faust’un kurtuluşu değil onun sınavı ve Faust bu sınavdan geçemiyor. Büyük fikirler, yüksek idealler, sonsuzluk arayışı…… Hepsi bir anda anlamsızlaşıyor, çünkü masum bir hayatın bedelini ödemeyi göze alıyor. Benim için Gretchen’in sessizliği, Faust’un bütün monologlarından daha ağır.
Faust kötü biri mi? Bence hayır.
Ama tehlikeli biri.
Çünkü daha fazlasını istiyor ve bunun bedelini çoğu zaman başkalarına ödettiriyor. İyi niyetin ölçüsüz hali. Kendini aşma arzusunun vicdansızlaşmış biçimi. Ben Faust’u bu yüzden yargılıyorum çünkü yetmek istemek, çoğu zaman başkasını yok saymakla sonuçlanıyor.
Finalde Goethe’nin Faust’u kurtarmasına mesafeliyim. Metnin umudunu anlıyorum ama hayata uymuyor. Gerçek hayatta Faustlar çoğu zaman kurtulmaz. Kurtulsalar bile