Hayat deyince ne duyuyorsun? Sevinç mi, saygı mı, mutluluk mu? Korkuyu da unutma. İnsanlar yalnızca ölümden değil, yaşamaktan da korkarlar. Hayatı bilmedikleri için korkuyorlar. Ölüm korkusu da bilmemekten ileri gelen bir korku. Prens Hamlet’in söylediği gibi işte. Kısacası yaşamaktan da ölmekten de korkuyor insanlar.
Bana gerçek hayatın ne olduğunu soruyordun. Bu soruna cevap verebilirim şimdi. Gerçek hayat, insanın doğru bulduklarını yapabildiği bir hayattır. Hani masallarda insana üç dilekte bulunma hakkı verilir de akılsız kardeş bunu kullanmayı beceremez. Aslında insana tek dilekte bulunma hakkı verilir bence. Bunu iyi kullanırsan eğer, gerçek hayata da kavuşursun. Ben öyle düşünüyorum.
Yalnızca görevlerimiz vardı. Belki de Arif Hikmet Bey’in evindeki hıza, benim için yenilik olan her şeye bu kadar kolaylıkla uyabilmemin nedeni buydu. Ne kadar zor olursa olsun görev insana kolaylık sağlıyor. Mutlu olmayı, insanca yaşamayı, kendimize özgü isteklerimizin olup olmadığını araştırmaya başladığınız an zorluklar başlıyor; ya da soru sormaya kalkıştığınızda. Bir kez kendi kendinize de olsa soru sormaya kalkışmaya görün, hapı yuttuğunuz gündür. Oysa size verilen, özellikle sizin kendinizin gerekli bulduğunuz değil de, başkalarınca size uygun görülen görevleri yerine getirirken soru sormaktan, tabii böylece de sorularınıza cevap aramaktan kurtuluyorsunuz. Birisi sizin yerinize birtakım sorular sormuş ve onları cevaplamış demektir bu. Cevap da size uygun görülen, sizin için düşünülen iştir, görevdir. Cevabın ya da görevin doğru olup olmadığı sizi ırgalamaz. Veren düşünsün! İşte bu kolaylık, yeni girdiğim evin, topluluğun kurallarını, havasını benimsememe, onlara ayak uydurmama yetti.