ALAMUT - HASAN SABBAH - CENNET
10/10
·510 syf.··
Beğendi
·
2026 19. kitabı
Tabi ki bu bir kurgu eserdir. Ana kahraman Hasan Sabbah. Hikaye sürekli bir yerden bir yere götürülen 13 yaşındaki Halime ile başlıyor. Satın alınmış ve bir kaleye götürülüyor. Alamut Kalesine. Kız öldürüleceğini düşünürken girdiği yerde kızların sesini duyunca biraz rahatlıyor. Gözleri bağlı. Sonra bağı çözüyorlar ve karşısında Meryem. Meryem çok güzel bir kadın. Görmüş ve geçirmiş. Halime’nin yaşından dolayı yaşadığı çelimsizliği ve korkusunu görüyor. Korkma diyor. Halime’yi bir güzel temizliyorlar, yıkıyorlar. Onunla konuşuyorlar, cesaretlendiriyorlar. Korkusunu yensin diye rahatlatıyorlar. Sonra Meryem “iyice dinlen” diyor. Yarından itibaren eğitimler başlıyor. Bir de Apama var. Yaşlı bir kadın ama gençliğinde çok güzelmiş. Uğrunda kimler kimler ölmüş ama güzelliğini kaybetmiş. Bunun farkındalığı içten içe Apama’yı üzüyor ama yapacak bir şey yok. Her güzellik geçicidir. Kendi güzelliğini kaybetmesinin acısını çekerken, orada hayatının başında yeni yeni serpilmeye başlayan güzel kızları da aşırı kıskanıyor. Apama oradaki kızların hepsinden sorumlu. Onlara eğitim vermek. Ne eğitimi? Dans, şiir, güzel söz söyleme sanatı, dini eğitim, erkekleri etkileme sanatı vs. Eğitim başlıyor ve Halime bambaşka bir dünyaya gözlerini açıyor. Sara isimli zenci bir kızla aynı odaya veriyorlar. Sara farklı eğilimleri olan bir kız. Halime’yi geceleri öpmeye çalışıyor, okşuyor. Halime ilk başlarda karşı koysada sonra o da karşılık veriyor. Bildiğiniz lezbiyen bir ilişki. Halime böyle eğilimi olan bir kız değildir ama karşı koymuyor işte. Sara’yı sevdiği için. Hikaye bir de başka yerden devam ediyor. İbni Tahir isimli genç. Burada İslam dininin mezhep problemleri de ortaya çıkıyor. Şiilik ve Sünnilik meselesi. Peygamber Efendimizden sonra halifelik ünvanının Hz Ali’ye geçmesi gerektiğini
Fedailerin Kalesi AlamutVladimir Bartol · Koridor Yayıncılık · 201249,9bin okunma
“Kadın düşünmeye başladı mı tehlikeli olur.”
10/10
·576 syf.··
2026 4. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 30 Mart 2026 00:00
Cennetin anahtarı bende diyerek insanları inançları üzerinden kandırıp onların fedai olmasına neden olan ve onlara hap vererek yalancı cennette olduklarına inandıran Hasan İbn-i Sabbah’ın 20 yıllık çalışmasının sonucunda kurduğu krallık, kurduğu saray…. Bir solukta okuyacağınız harika bir kitaptı. Cahilleri kandırmak kolaydır, hele hele de din adına kandırılanlar ise en masum olanlarıdır.
Alıntı
AlamutJames Boschert · Yurt Kitap Yayın · 20125,9bin okunma
Reklam
Puan vermedi·205 syf.··
Beğendi
·
2026 14. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 21 Mayıs 2026 22:52
Ben bu kitabı yazıldığı coğrafya içerisinde değil, evrensel çerçevede değerlendirmek istiyorum. Hem karakter hem olay alegorisi açısından yazarın bize neyi nasıl anlatmak istediği ile ilgilendim açıkçası. Yani “satır aralarındaki gizli mesajlar”ı çözmeye çalıştım. Benim okuduğumdan anladıklarım şu şekilde : Tavşanlar : toplum Yılanlar : otorite Şebekler : sistemin aksak işleyişini fark eden, ancak onu durdurmak/değiştirmek için müdahale gücü yetersiz azınlık . (Çevik’in şarkısındaki ihaneti anlıyor , boa yılanının Düşünen’e gitmesine engel olamasa da yolunu uzatmasını sağlıyor.) Bu olaydan kısa süre sonra yanılmıyorsam şebek kızına tırmanmayı öğretirken şöyle diyor: “Sen düşmemek için korkudan tüm sarmaşıklara tutunuyorsun .” Ben bunu şu şekilde yorumladım . Hayatta kalmak için doğru yanlış ayırt etmeden ideolojilere tutunmak ve bilgi kirliliğinde kaybolmak( burda sarmaşığı bilgi kirliliğine benzettim) Düşünen : Toplumun bilincini simgeliyor. Tarafsız patika : Düşünenin oturduğu yer ; “aydın tradejisi” nin toplum içinde yaşandığı yer. Yani aşağıdaki düzeni ve bu düzendeki hareketi/ sürü psikolojisini görüyor , eleştiriyor, fakat hemen harekete geçemiyor. DÜşünen bu patikada sonunda korkunun yapaylığını göstermek için yılana meydan okuyarak kendini ortaya koyuyor. Ve düşünenin yaptığı şey aslında sistemin en güçlü silahının gerçek güç değil, insanların zihnindeki korku olduğunu açığa çıkarmak.Bu yüzden onun kendini kurban etmesi -bir kurtarıcı gibi- bir ‘uyanış eylemi’ olarak düşünülebilir. Çevik : Kardeşine ihanet ettiği için Yahuda benzetmesi yapıldı. Bu durumda Düşünen’e de kendini feda ettiğinden dolayı mesih benzetmesi yaptım ben. Yazar bunu bilinçli yazmış olmalı diye düşünüyorum. Bu durumda Düşünen artık bir ‘fedai’ oldu. Düşünen ve Susamış arasındaki
Tavşanlar ve Boa YılanlarıFazıl İskender · Profil Yayıncılık · 201847 okunma
8/10
·408 syf.·
2026 2284. kitabı
James Boschert’ın "Talon Serisi" adını taşıyan tarihi macera destanının üçüncü halkası olan "Alamut'tan Kahire'ye Fedai" (orijinal adıyla Assassins of Cairo). İlk kitapta Alamut Kalesi'nde bir suikastçı olarak yetiştirilen, ikinci kitapta ise Kudüs'te Tapınak Şövalyeleri'nin arasına sızan Talon, bu üçüncü kitapta Orta Çağ dünyasının bir diğer görkemli ve tehlikeli merkezine, Fatimi hilafetinin kalbi olan Kahire'ye doğru yola çıkıyor. Kudüs'teki kanlı çarpışmaların ve karmaşık ittifakların ardından Talon'un yolu bu kez Mısır'ın kalbi Kahire'ye düşer. Dönemin Kahire'si, zenginliği, entrikaları ve her an patlamaya hazır siyasi yapısıyla tam bir cadı kazanıdır. Bu kitap, serinin diğer adımlarına kıyasla askeri meydan savaşlarından ziyade "saray entrikaları, casusluk ve gizli suikastlar" üzerine yoğunlaşıyor. Güven kavramının tamamen yok olduğu bir ortamda Talon'un zekasını ve sezgilerini nasıl kullandığını izliyoruz. Tarihi kitapları ön planda tutmadığım, seri kitapları çok fazla konunun uzantısı olarak gördüğüm halde;bu seri okunmaya, zaman ayırmaya değer olarak görüyorum. Anlamlı okumalarınız olsun.
FedaiJames Boschert · Yurt Kitap Yayınları · 2013190 okunma
Puan vermedi·510 syf.··
2026 4. kitabı
Yıllardır okunmayı bekleyen bir kitaptı Alamut benim için. Şimdi önereceğim kitaplar arasında yerini aldı. Alamut fedailerin kalesi ama daha çok Hasan Sabbah 'ın fantastik kalesi desek yeridir.Edebiyatın ve tarihin iç içe olduğu, olayların tekdüze gitmediği, okuyucu sürükleyen bir eser. HasanSabbah,Nizamulmulk,haşhaşiler,fedailer,intiharlar,Selçuklu devletinin yıkılma süreci yani kısacası her şey açık ve anlaşılır bir şekilde kaleme alınmış. Hasan Sabbah yani Seyduna amacı sadece Nizamülmülk'ten İntikam almakken koca bir imparatorluk daha doğrusu bir cennet inşa etti. Bunu yaparken de tabii ki öncelikle dini ve kadınları kullandı.İnsanlar bu süreçte sorgulamadılar eleştirmediler ve akıl yürütmediler çünkü buna gerek duymadılar.Onların yerine düşünen , fantezi oldukça geniş bir hayalperest vardı zaten.Yazarında belirttiği gibi korkunç bir zeka işbaşındaydi.İnsanları kendine inandırmak yolunda hiç pes etmedi ve sevdiği bazı insanları bile bu yolda kaybetti .Hasan Sabbah'ın bazen kendini peygamberden hatta Allah'tan bile üstün gördüğü zamanlarda oldu. Kendisini insanlığı aydınlığa çıkaracak bir yol gösterici olarak görüyordu. Erkeklerin kadınlara olan düşkünlüklerini bu yolda kullanmaktan vazgeçmedi. İnsanları hem haşhaşla hem de kurduğu cümlelerle uyuşturmayı bildi ve yarattığı sahte cennetle kendine kocaman bir fedai topluluğu oluşturdu. Ayrıca okurken asla günümüzden bir farkı olmadığını da görüyoruz şu anda bile kendini peygamber ilan edenler mehdiyim diyenlerin sayısı oldukça fazla.Bunlara inanan insanlarda ne yazık ki var.Hasan Sabbahlar sadece zaman içinde şekil değiştirmeye devam ediyor. Okumaktan pişman olmayacağınız bir eser keyifli okumalar dilerim.
Fedailerin Kalesi AlamutVladimir Bartol · Koridor Yayıncılık · 201249,9bin okunma
Émile Durkheim’in İntihar Kitabı Üzerine Felsefi Bir inceleme
Puan vermedi·468 syf.··
2026 45. kitabı
Émile Durkheim’in 1897’de yayımlanan İntihar adlı eseri, sosyolojinin bilimsel bir disiplin olarak doğuşunu simgelemekle kalmaz, aynı zamanda insan varoluşunun toplumsal dokusuyla iktidar arasındaki karmaşık ilişkiyi sorgular. Durkheim, intiharı bireysel bir çöküşten ziyade toplumsal bir ayna olarak ele alır ve bu yaklaşımıyla modernitenin yalnızlık, normların çözülmesi ve kolektif anlam arayışı gibi meselelerini açığa vurur. Ancak bu eserin felsefi derinliği, yalnızca toplumsal bağların niteliğiyle sınırlı kalmaz; intihar, aynı zamanda iktidarın birey üzerindeki görünmez elleriyle nasıl şekillendiğini de ima eder. Bu makalede, Durkheim’in intihar teorisini, iktidar ilişkileriyle kesişen bir perspektiften inceleyecek, Michel Foucault’nun biyopolitika kavramıyla bağlantılar kurarak modern toplumdaki intihar olgusunun yeni bir okumasını sunacağız. İntiharın Toplumsal ve İktidari Zemini Durkheim, intiharı bireysel psikolojiden kopararak toplumsal dinamiklerin bir ürünü olarak tanımlar. Ona göre, intihar oranları, bireyin kişisel eğilimlerinden çok, toplumun kolektif bilincinin ve yapısal özelliklerinin bir yansımasıdır. Kitapta tanımladığı dört intihar türü—bencil (egoistic), özgeci (altruistic), anomitik (anomic) ve kaderci (fatalistic)—toplumun birey üzerindeki düzenleyici ve bağlayıcı gücünün farklı tezahürlerini temsil eder. Ancak bu türler, yalnızca toplumsal entegrasyon ve düzenleme derecesini değil, aynı zamanda iktidarın bireyi nasıl kuşattığını veya terk ettiğini de gösterir. Bencil intihar, bireyin topluma yeterince entegre olamaması sonucu ortaya çıkar ve modernitenin bireycilik vurgusuyla ilişkilendirilebilir. Özgeci intihar, bireyin kendini topluma (veya onun bir idealine) aşırı derecede adamasıyla gerçekleşir; bu, kolektif bir otoriteye boyun eğmenin
İntiharEmile Durkheim · Pozitif Yayınları · 2013953 okunma
Reklam
Reklam