Sultan Murad Edirne’ye geldiğinde, despotun iki oğlunu esir tutulacakları Tokat kalesine göndertti. Esirlerin kardeşi olan eşi ise (*Mara Hatun) kardeşlerinin yardımına gelemedi. O sırada, eşinin hiçbir şeyden haberi olmasın diye gizlice, bir adamını esirlerin gözlerine mil çekmesi için gönderdi. Eşi bunu öğrendiğinde sultanın ayaklarına kapandı ve acele etmemesi için yalvardı. Murad’a şunları söyledi: “Zaten onlar senin esirlerin ve kölelerin. Onlara ne istersen daha sonra da yapabilirsin.” Sultan çabucak birine bunların meydana gelmesine engel olma vazifesi verdi, fakat ulak vaktinde yetişemedi ve prenslerin gözlerine mil çektirildi. Bunun yapılmasını emrettiği ve böyle bir sabırsızlık gösteren adamı arattı ve onun da gözlerine mil çektirdi.
Hasan ile Kara Turmuş da Seferihisar kökenliydiler, burası Osmanlı korsan ve deniz akıncılarının özellikle yeğlediği bir barınaktı: Hiç kuşkusuz bu bir rastlantı değildi.
Ebu Bekir ed-Darani'nin Rodos'a karşı harekete geçmesi için II. Bayezid'e baskı yaptığı mektubun bölümü: "Şayet Sultan Bayezid, Allah onu muzaffer ve saltanatını daim eylesin, idaresinde beş kadırga bulunan Kemal'e tüm Rodos gemilerini ele geçirmeyi emreden resmi bir yazı gönderse, beriki bunu hemen yerine getirir ve halkı kurban ederek, pek çok Müslüman tutsağı kurtarır. Rodos halkı Azrail'den çok Kemal'den korkuyor."
Cem elbette büyük bir prensti ve saltanat layıktı. Onun hakkında yazmış olan herkes ondan son derece yumuşak, yüce gönüllü ve cömert, cesur biri olarak söz etmişti.