Eve kimleri birlikte getiriyorsunuz? Yemek masanızda kimlere yer ayırıyorsunuz? Sadece yaptığınız yanlışlan gören ve doğru yaptıklarınızı hiç fark etmeyen aşırı eleştirel şefinizi mi? Huysuz çalışma arkadaşınızı mı? Ağaçlarınızın dallarının kendi bahçesine doğru uzamasına kızan komşunuzu mu?
Sally Kempton’a göre, “Kafanızın içinde ileri karakollara sahip bir düşmanla mücadele etmek zordur.” Zor insanlan kafanıza ve evinize sokmayacağınıza, onlara huzurunuzu yıkma gücünü vermeyeceğinize söz verin. Bu andan itibaren, huzurunuzu olası bir yıkıcının ellerine teslim etmektense, duygularınızın yönetimini üstlenin.
Charles Darwin şunu saptamıştı: “Ahlak kültüründeki olası en yüksek aşamaya düşüncelerimizi kontrol etmek zorunda olduğumuzu kavradığımızda ulaşırız.” Hayatın çok daha hoş başka yanları üzerinde odaklanmak varken, asap bozucu durumlara boğulmanın bir anlamı var mı?
Psikologlar, kendinizi nasıl düşünürseniz öyle olacağınızı söylerler. José Ortegay Gasset aynı şeyi şöyle ifade eder: “Bana dikkatinizi neye ayırdığınızı söyleyin, size kim olduğunuzu söyleyeyim.” Eğer kafanızı hayatınızdaki nefret edilecek insanlara takarsanız, siz de nefret edilecek bir insan haline gelir siniz.
"Eğer bir problem görüyorsanız, bu sizin probleminizdir. Eğer birisinin bu konuda bir şeyler yapması gerektiğini düşünüyorsanız, unutmayın ki siz de herkes kadar birisisiniz.”
Sizi karşıt yönlere çeken zorlu bir kararla karşı karşıya kaldığınızda, yanda görülen eski moda teraziyi gözünüzün önüne getirin. Karşılanmakta olan ve karşılanamayan ihtiyaçları belirleyip ayrı ayrı terazinin kefelerine yerleştirin. Böylece kime özen gösterdiğinizin ve kime göstermediğinizin nesnel bir muhasebesini elde etmiş olursunuz. Eğer terazi sizden yana ağır basıyorsa, o zaman diğer kişiye de istediklerini vermenin zamanı belki gelmiş demektir. Eğer sürekli kendi ihtiyaçlarınızdan ödün veriyorsanız, o zaman bir isteği geri çevirmek bencillik değil akıllılık olur.