"Artık tüm felsefi anlayışın sistemi felsefedir. İnsan bunu objektif olarak almalıdır, eğer tüm teşebbüslerin muhakeme edilişinin arketipi/gerçek ideali altında felsefe yapma anlaşılırsa ki, o yapısı sıkça çok çeşitli ve çok değişken olan sübjektif her felsefeyi muhakeme etmeye yaramalıdır. Bu biçimde felsefe, hiçbir yerde gerçek-in corcreto olmamış, insanın ama türlü türlü yollardan yaklaşmaya çalıştığı, şehvaniyet sayesinde tamamen kapanmış yegane bir patikayı keşfedinceye kadar ve şimdiye kadar eksik olan kopyayı, insanın gerçek ideale/Urbild benzerini yapmaya erişinceye kadar müsaade edilen olası bir bilimin çıplak bir fikridir. O noktaya kadar felsefe öğrenilemez; yani, o nerededir, kim ona sahiptir ve nerden tanınır? Felsefe yapma, yine devamlı, öbürünü bile kendi kaynağında araştırmak ve onaylamak veya reddetmek için aklın hakkının saklı kalması kaydıyla sadece öğrenilebilir, yani aklın yeteneği kendi genel prensiplerinin taklit etmede belirli mevcut teşebbüsler üzerine tatbik edebilir.
O noktaya kadar ama felsefenin, yani sadece bilim olarak aranan anlayışın bir sisteminin kavramı yalnız bir okul kavramıdır, bu bilginin sistematik birliğinden, yani anlayışın mantıksal mükemmelliğini amaç edinmişliğinden çok fazla bir şey olmaksızın. Her zaman ama bu ad vermenin temelinde yatmış bir dünya kavramı(conceptus cosmicus)bile vardır, bilhassa insan onu tabiri caizse kişiselleştirdiyse ve felsefenin idealinde bir arketip/Urbild olarak tasavvur ettiyse. Bu niyette felsefe, insan aklının asli amacına (teleologia rationis humanae) tüm anlayışların münasebetinin bilimidir ve filozof akıl sanatkarı değil, özellikle insan aklının kanun koyucusudur. Böyle bir anlamda, bizzat kendini bir filozof olarak adlandırmak ve sadece fikirde olan arketime kendini eşit saymaya cesaret
Savunma'nın çağlar boyu süren felsefi çekiciliğinin nedenlerinden biri, yerleşik değerlere sorgusuz uyumculuğa (konformizm) karşı hakikat arayışının ülküsel bir örneğini vermesidir.
Demokrasi insanları mutluluğa götürecek felsefi bilgeliği sağlar mı? Sokrates'e göre, egemen siyaset anlayışının sorunu, toplumsal-ekonomik zenginlik uğruna kişiyi gerçek mutluluğa (eudaimonia) ulaştıracak özü, diğer bir deyişle, kendiyle ilgilenmeyi, kendini bilmeyi ve erdemi dışlamasıdır. Mutluluk Perikles demokrasisinin kalkınma atılımında değil, kentlilerin daha erdemli kılınmasındadır.
"En mutlu insanlar, başkalarına en açık olan ve de öz çıkarları kadar, hatta daha da fazla başkalarının hayrını da gözetenlerdir. Fakat başkalarına elimizden gelenden fazlasını vermeye kalkışarak kendimizi mutsuz etmemek de gerekir. Başkalarını sevmek ya da onlara yardım etmek isterken insan, kendi fıtratının gücünü aşmamalıdır."
Özgürlüğün beni ilgilendirmeyen felsefi bir düşünce olduğunu biliyordum. Çünki bizim gibi tutsaklara felsefe yapmak lükstür. Canının istediği yere gidebiliyor musun? İşte sana felsefe!