"bana öyle geliyor ki ruhlarımızı eşelesek hepimizin içinden bir hastalık çıkacak. belki de var olmak, yaşamak, insan olmak bu demekti; hasta olmak
ve aslolan şey bu hastalığın sosoyolojik mi yoksa felsefik mi olduğu"
Müslüman Kürt kadını Mezopotamya ve Anadolu kadınıdır. Müslüman Kürt kadını izzetli iffetli ve vakarlıdır. Kürt kadını hayatın en zor şartlarıyla mücadele edendir. Kürt kadınları savaşçıdır. Kürt kadınları erkeğinden sonra evin direğidir. Kürt kadınları kendi değerleri için kendilerini ve çocuklarını seve seve ölüme gönderendir. Bizler kadınlarımıza Jın deriz yani can ve hayat deriz eşlerimize jınamın ' hayatım canım ' anlamında hitap ederiz. Biz kız kardeşlerimize xwişk deriz güzel güzellik anlamında. Xwişkamın güzelim demektir. Kadınlarımiza böyle güzel felsefik derin anlamlı kelimeler kullanmışız çünkü kadın Kürt toplumuna göre berekettir hayattır candır toplumun yarısıdır ve diğer yarısını yetiştirir.. Kürt kadını mücadelecidir. Kadınlarımıza bu kadar değer verirken birileri kadınlarımızı ahlaksızca fıkralara konu etmesi kabul edilemez. Ne demişler hadsize haddini bildirmezsen yaptığını hüner sanırmış.
Jina Kurd a misilman jin a Mezopotamya û Anatoliyê ye. Jina Kurd a misilman xwedî izzet, xwedî iffet û xwedî weqar e. Jina Kurd ew e ku di dijwartirîn şertên jiyanê de têdikoşe. Jinên Kurd şervan in. Jinên Kurd piştî mêran, stûna malê ne. Jinên Kurd ji bo nirxên xwe, bi kêf zarokên xwe û xwe bi xwe ber bi mirinê dişînin. Em ji jinên xwe re "Jin" dibêjin, yanî can û jiyan. Ji jina xwe re em dibêjin "Jinamîn" yanî "jiyanî, canê min". Em ji xwişkên xwe re "xwişk" dibêjin, bi wateya bedewî, xweşikî. "Xwişkamin" tê wateya "xweşika min". Me ji jinên xwe re gotinên wiha felsefî û kûr bi kar anîne, çimkî li gorî civaka Kurd jin bereket e, jiyan e, can e, nîvê civakê ye û nîvê din mezin dike. Jina Kurd têkoşer e. Dema ku em wisa qîmetê didin jinên xwe, qebûl nake ku hin kes bi fîqrên bêexlaq jinên me bikin mijara henekê. Çi gotine: "Heger tu ji bêedeb re edeba wî nîşan
Kuantum Çağı ve İdrakin Hicreti: "Mülk O'nun"
"Kuantum fiziği çıktı mertlik bozuldu mu?"
Her şeyin olabilirlik düzlemine dahil olması, insanı zihin ve felsefe dünyasında reform yapmaya mecbur etti...
Newton’un o saat gibi tıkır tıkır işleyen, her şeyin yerinin ve zamanının belli olduğu determinist evreni bize bir konfor alanı sunuyordu. Ne de olsa sebep belliydi, sonuç belliydi; akıl, doğrusal bir çizgide güvenle yürüyordu. "Mertlik" o düzlemde, kuralların netliğindeydi.
Sonra kuantum fiziği sahneye çıktı ve o net çizgileri birer olasılık bulutuna dönüştürdü. Bir parçacığın aynı anda hem burada hem orada olabilmesi, gözlemcinin niyetinin ve bakışının deneyin sonucunu doğrudan bükmesi, klasik mantığın ezberini tamamen bozdu. Artık "ya o ya bu" diyemiyoruz; evren bize felsefi bir zorunlulukla "hem o hem bu" demeyi dayatıyor.
Bu durum, zihinsel dünyamızda çok köklü bir reformu zorunlu kılıyor çünkü:
"Mutlakiyetten olasılığa"...Katı determinizm yerini ihtimaller felsefesine bıraktı. Bu da ahlâktan ontolojiye kadar her şeyi statik bir yapıdan, dinamik bir sürece dönüştürdü.
"Özne ve nesne bütünlüğü"... Kuantum, gözleyen ile gözleneni birbirinden ayıramayacağımızı söyler. Yani insan, evreni dışarıdan izleyen tarafsız bir seyirci değil; baktığı her şeyi dönüştüren, varoluşun aktif bir paydaşıdır.
"Doğrusal olmayan nedensellik"... Hayat ve düşünce artık düz bir çizgide akmıyor. Tıpkı biyolojideki anlık mutasyonlar veya ekosistemdeki kırılmalar gibi, zihin dünyamızda da sıçramalarla, öngörülemez eşiklerle düşünmek zorundayız.
Bu yeni düzlemde "mertlik" belki biçim değiştirdi ama büsbütün yok olmadı. Eski dünyanın katı ve her şeyden emin olan o sahte güvenliğinden sıyrılıp; olasılıkların, belirsizliğin ve muazzam bir iç içe geçmişliğin getirdiği o derin bilgeliğe
"Kuantum fiziği çıktı mertlik bozuldu mu?"
Her şeyin olabilirlik düzlemine dahil olması, insanı zihin ve felsefe dünyasında reform yapmaya mecbur etti...
Newton’un o saat gibi tıkır tıkır işleyen, her şeyin yerinin ve zamanının belli olduğu determinist evreni bize bir konfor alanı sunuyordu. Ne de olsa sebep belliydi, sonuç belliydi; akıl, doğrusal bir çizgide güvenle yürüyordu. "Mertlik" o düzlemde, kuralların netliğindeydi.
Sonra kuantum fiziği sahneye çıktı ve o net çizgileri birer olasılık bulutuna dönüştürdü. Bir parçacığın aynı anda hem burada hem orada olabilmesi, gözlemcinin niyetinin ve bakışının deneyin sonucunu doğrudan bükmesi, klasik mantığın ezberini tamamen bozdu. Artık "ya o ya bu" diyemiyoruz; evren bize felsefi bir zorunlulukla "hem o hem bu" demeyi dayatıyor.
Bu durum, zihinsel dünyamızda çok köklü bir reformu zorunlu kılıyor çünkü:
"Mutlakiyetten olasılığa"...Katı determinizm yerini ihtimaller felsefesine bıraktı. Bu da ahlâktan ontolojiye kadar her şeyi statik bir yapıdan, dinamik bir sürece dönüştürdü.
"Özne ve nesne bütünlüğü"... Kuantum, gözleyen ile gözleneni birbirinden ayıramayacağımızı söyler. Yani insan, evreni dışarıdan izleyen tarafsız bir seyirci değil; baktığı her şeyi dönüştüren, varoluşun aktif bir paydaşıdır.
"Doğrusal olmayan nedensellik"... Hayat ve düşünce artık düz bir çizgide akmıyor. Tıpkı biyolojideki anlık mutasyonlar veya ekosistemdeki kırılmalar gibi, zihin dünyamızda da sıçramalarla, öngörülemez eşiklerle düşünmek zorundayız.
Bu yeni düzlemde "mertlik" belki biçim değiştirdi ama büsbütün yok olmadı. Eski dünyanın katı ve her şeyden emin olan o sahte güvenliğinden sıyrılıp; olasılıkların, belirsizliğin ve muazzam bir iç içe geçmişliğin getirdiği o derin bilgeliğe (irfana) adım atmak gerekiyor. Zihin, bu reformu