"Seni tanımazdan önce hayatımdaki tek gerçek sahnedeki oyunumdu. Yalnızca sahnedeyken yaşıyordum. Oyunların hepsi gerçekti benim gözümde. Bir gece Rosalind oluyordum, öbür gece Portia. Beatrice'in sevinci benim sevincim, Cordelia'nın üzüntüleri benim üzüntümdü. Her şeye inanıyordum. Benim yanım sıra, sahneye çıkan o kaba insanlar Tanrı gibi görünüyordu gözüme. Boyalı dekorlar dünyamdı. Gölgelerden başka bir şey bilmiyor, Gölgeleri sahici sanıyordum. Sonra sen geldin, benim güzel sevgilim... Ruhumu zindanından kurtardın sen. Asıl gerçeği öğrettin bana. Ömür boyu rol almış olduğum bu boş gösterinin kofluğunu, yapmacıklığını, aptallığını bu gece, ilk kez gördüm. Bu gece, ilk kez Romeo'nun iğrenç, yaşlı, boyalı olduğunu, meyve bahçesine vuran ay ışığının sahici olmadığını gördüm: Söylemek zorunda olduğum sözler asılsızdı, benim sözlerim, benim söylemek istediklerim değildi. Bunu gördüm bu gece. Sen bana daha yüce bir şey vermiştin, öyle bir şey ki, tüm sanat onun bir izdüşümünden ibarettir. Sen bana aşkın gerçekte ne olduğunu öğretmiştin, sevgilim, sevgilim benim!
Şeytandan kurtulmanın tek yolu şeytana uymaktır. Karşı gelindi mi ruh kendi kendine yasakladığı şeyin özlemiyle hasta düşer; kendi ürkünç yasalarının korkunçlaştırdığı ve yasallıktan çıkardığı şeye karşı duyduğu arzuyla marazileşir. Dünyanın büyük olayları insanın beyninde oluşur, diyenler vardır.
"Hissedilerek çizilmiş her portre ressamın bir portresidir, modelin değil. Modelin orada bulunması yalnızca resmin yapılmasına yol açan rastlantı, bahanedir. Ressamın gözler önüne serdiği o değildir; tersine, renkli tuvalin üzerinde açıklanan, ressamın kendi kişiliğidir. Bu resmi sergilemekten kaçınmamın sebebi şu ki resimde kendi ruhumun gizini ele vermiş olmaktan korkuyorum."