Tanrının varlığını inkâr da, ispat da kişinin kalbindeki ışıktan güç alır. Ben o ışığı yitireli yıllar oluyor. Delik kovada su tutamazsın. Kovada bir delik olmakla on delik olmak arasında da sonuç değişmez. Eğer Tanrı adil olsaydı, hatta bizzat Tanrı var olsaydı, burası senin yerin olmazdı.
Herkes hayatında mutlaka bir şeyleri ciddiye alır, herhangi bir şeye güven duyar ve o şeye inanır. Sen, o şeyin adını Tanrı koymuşsan bunu kendine sakla!
Hacı Bektaş hazretleri kapısına gelen herkese yolunu özetliyor, "Eline, diline, beline!.." diyordu. Bu kelimelerin ilk harflerini kullanarak "edeb"diyordu.
Sitare bu duygunun, sufiyane fikirlere ve Allah'a götüren yollara itibarda büyük bir etkisi olduğunu söylüyor. Ona göre bozkırda sufilerin de, kahinlerin ve sihirbazların da artmasının sebebi, umutların azalması yoksulluğun çoğalması ve madde ile mana dengesinde yaşamak isterlermiş. Madde tükenince geride bıraktığı boşluğu mana doldurur; yahut mana yükselince madde bedeni terk edip gidermiş. Zaten Allah da insanı bu madde-mana dengesi üzerine yaratmış. İnsanın içinde, her biri yarı yarıya etkin imiş. Mutlu olmak veya iyi kulluk edebilmek için maddenin göstergesi olan beden, eller, ayaklar, kirpikler, gözler ile mananın göstergesi olan düşünce, duygu, iman gibi bahisler birbiriyle dengeli tutulmalıymış. İnsan, bunların her ikisini de eşit kabullenir veya sahiplenirse bahtiyar bir ömür sürermiş.