Çocuklukta tamamen veya hiç okuyamadığım kitapları okumaya başladığım projeye girişmiş bulunuyorum. Şunu söylemekte fayda var ne kadar bu masal olarak adlandırılsa dahi - aslında bizim masal algımızda problem var. Masallar sadece çocuklar için değildir. - çocuklar için çokta uygun olmayan bir kitap. Aslına sadık kalınmış yani çok işittiğimiz külkedisi vs. masalların gerçek halleri yazılı. Disney Channel' da rastladığımız Cinderella'dan farklı. Çocuklar için uygun değil çünkü kelle uçurma, fırında yakma vb. çok fazla şiddet içeren ögeler var. O yüzden altı yedi yaşlarındaki torunlarınıza okumamanızı öneririm
Geçmişin, belki hala daha bazı insanların sahip olduğu ahlak, namus anlayışını görmek ve insanların yeni yaşam tarzlarına ayak uyduramadığında yaşadıklarını öğrenmek istiyorsanız kitap tam size göre. Ali Rıza Bey aslında ne kadar ihtiyatlı hareket ederdi kimseye zarar vermemeye çalışırdı. Peki ne oldu da bu durumlara düştü? Namus uğruna işini bıraktı peki bunun üzerine kaç kişinin namusundan oldu. Yaptıklarına hak verecek insanlar günümüzde hala yaşıyorlar. Artık asra ayak uydurmak bir tercih değil zorunluluk haline gelmiştir. Uyum sağlamayanlar ya kendilerini izole edecekler ya da kitaptakileri yaşayacaklar.
Bazılarının hayatına yeniden yön verecek bazılarının ise kendine emin oluşlarını artıracak bir kitaptır Suç ve Ceza. Eski Rusya'da hayatın insanı ne kadar kaosa sürükler bir ortam olduğunu gözler önüne serer Suç ve Ceza. Bir meczubun ailesine olan fedakarlığı için orospu bile olabileceğini gösterir bize Suç ve Ceza. Bir tür Machiavelli düşünüşünün örneğidir aslında. Raskolnikov'un makalesi bunu kanıtlar vaziyettedir. İki sınıfa ayrılmış toplumun içinde yüksek konumda olanlar, insanlığa fayda sağlayacak olanlar güzel emelleri uğruna kötülükler yapabilirler mi? Raskolnikov'un yanıldığı durum ne idi? Onun aslında bir Napoleon olmayışı mıydı? Yoksa ne olursa olsun hiçbir suçun cezasız kalmayacak oluşu muydu?
Belki ağır olacak fakat bana göre vaktinizi bu kitap yerine başka bir kitapla daha iyi değerlendirebilirsiniz. Kitabı anlamlandırmak ve kendiniz için bir sonuç haline getirmek gereksiz.
Korku böyle bir şeydir işte insanı için için yer. Fakat bu korku öyle bir korkudur ki kendinden yüksekte olanlardan çekinme gibi değildir. Bu suçluluk korkusudur. İşlediğiniz suçun gerçekleşmesinden hemen sonra artık zaman size bir işkencedir. Her an yakalanacağınızı düşünürsünüz. Her saat her dakika hatta her saniye ; kalbiniz attığı her an gözlerinizin önünden geçer. Sevdiklerinize tanıdıklarınıza belli etmemeye çalışırsınız nitekim Irene’de öyle yapmaya çalıştı. Yaptığınız her hareketi kendi içinizde tartmaya başlarsınız. Bu böyle sürüp giderken artık insanlar sizin çok yapmacık olmaya başladığınızın farkına varır. İşlediğiniz suçu gizlerken eski halinize dönebilmek için kendiniz için bazı kaçamaklar yaparsınız da hiçbiri zevk vermez. İnsanların yüzüne bakmaya çekinirsiniz. Hayat gittikçe daralan bir haritaya dönüşür sizin için ve o anda önünüzde üç seçenek vardır: 1. Yaptığınız her şeyden pişmanlık duyar olanları itiraf edersiniz( kime itiraf edeceğinize karar vermek apayrı bir iştir.) 2. Olan her şeyi umursamaz var olan hayatınızı hiçe sayar bulunduğunuz yeri terk eder kendinizi yeni bir hayat arayışı içinde bulursunuz.
3. Suçunuzu gizlemeye devam ederken kaçınılmaz son olan ölüme gidersiniz. Karar sizin fakat biz kitapta görüyoruz ki olanları itiraf etmek en iyi yol. yazıma Stefan Zweig’in kitabından bir alıntıyla bitirmek istiyorum “ Korku cezadan çok daha beterdir, çünkü ceza bellidir, ağır da olsa, hafif de, hiçbir zaman belirsizliğin dehşeti kadar, o sonsuz gerilimin ürkünçlüğü kadar kötü değildir. “