Bedensel önemin gereğinden fazla üzerinde durmak, psikopatolojide görülen durgunluğun ana nedenlerinden biridir. "Akıl hastalıkları beyin hastalıklarıdır" dogması, 1870'li yıllara doğru beliren maddeciliğin uzantısıdır. Tüm gelişmelere köstek vurmuş, doğrulanması kesinlikle olanaksız bir önyargı oluşturmuştur. Eğer akıl hastalıkları gerçekten bir beyin hastalığı olsaydı, ruhsal durumun bilimsel olarak incelenmesine hiç gerek duyulmazdı. Bu alanda yapılmış girişimleri yadsımak ve suçlamak amacıyla yararlanılan bir önyargıdır bu. Oysa, akıl hastalıkları beyin hastalıklarıdır savı hiçbir biçimde kanıtlanmadığı gibi hiçbir zaman da kanıtlanamayacaktır. Çünkü bu, bir insanın beyin dokusunda albüminin çoğalıp azalmasına göre şu ya da bu biçimde düşündüğünü kanıtlamaya benzer. Psikolojiyi böyle beyinsel bir işleve indirgemeye hiçbirimizin hakkı yok. Ruhsal fenomen, psişik görünümü içinde ele alınmalıdır. Organik ya da beyinsel niteliklerle ilgisi yoktur. Umarız, biliminsanlarımızın maddeciliğin bu uzantısından kurtulacakları zaman fazla uzak değildir.
Sayfa 203
Kant, dünyayı olduğu gibi bilemediğimizi, anlayışımızın sadece bizim yorumumuzla kısıtlı kaldığını söylemiştir. Objelerin gerçek doğalarının na­sıl olduğunu bilmiyoruz. Sadece insanlara özgü algılarımızla o objeleri yorumluyoruz. Örneğin insanlar dünyayı yarasalardan daha farklı deneyimler. İnsanlar resimler görürken, yarasalar sonar sistemleriyle etraflarını inceler. İnsanlar renklerin ayrımına varır, köpeklerse dünyayı siyah beyaz görür. Hiçbir deneyim diğerinden daha doğru değildir. Sadece farklıdır. Kimse mut­lak gerçeğe sahip değildir, sadece mutlak gerçeğin kendilerine göre yorumlanmış haline sahiptir.
Sayfa 165 - Pegasus yayınları·Kitabı okuyor
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
O halde James'in savunduğu şey, öncelikle Tanrı'ya inananlar için Tanrı'nın gerçek olduğu, çünkü gerçek etkiler yarattığı; insanların din sayesinde daha tatmin edici bir yaşama eriştiğine inandığı yönünde pragmatik bir argümandı (ayrıca dinî deneyimlere ilişkin pek çok ayrıntılı birinci şahıs açıklamalarını incelediğini ve bunların çoğunun güvenilir olduğunu söylüyordu). Aynı zamanda, bir “dinler bilimi" yaratma hedefiyle, dinleri öncelikle psikolojik bir fenomen, yaşamın “puslu” müphemliğine, korkuya ve yaşamla yüzleşmenin yolları olarak içimizdeki tasdikleme ve pasif teslimiyet arasındaki çatışmaya, "evet- işlevi" ile “hayır-işlevi” arasındaki her zaman mevcut olan çatışmaya tamamen doğal bir duygusal tepki olarak görmüştü; yaşamda pek çok fikrin diğer fikirleri olumsuzladığı, tam da gerçek pragmatik çıkmaza bir tepki olarak. Birçok insanın “aşırı inanç” dediği fazlasıyla güçlü bir iman durumundan mustarip olduğunu; dinî yaşamın daima vurdumduymazlık riski taşıdığını ve herhangi bir dini inanç kümesinin doğruluğunu göstermeye yönelik herhangi bir girişimin “umutsuz” olduğunu iddia etmiştir.
Sayfa 66·Kitabı okuyor
Felsefe-Düşünce
Batı düşüncesinden dünya öncelikle bir dildi; büyüler, simyalar, dinler, kısaca uzun tinsellikler maddeye etki etmenin ve dönüştirmenin , büyü kaliplariyla ya da kutsal sözlerle bu dönüşüme hukmetmenin mümkün olduğu kanısındaydı. Daha sonra bilim inanç haline geldiğinde, inancın yerini mantık aldığında ancak maddenin maddeye etkide bulunabileceği düşünüldü. Günümüzde üçüncü bir evreye girmekteyiz; burada gercek yeniden kararıyor, rasyonellik belirsizliği, öngörülemezliği kendi içine yeniden katmak zorunda. Bu anlamda, her fenomen apriori açıklamaya, oncelemeye muktedir, eksiksiz bir bilgi düşünün tatlı bir hayal olduğu ortaya çıkmıştır. Yinede, serbest ve yıkıcı güçlerin ideolojik sınırları ihlal eden bilgiler ürettikleri ve üretmeye devam ettikleri, geride bıraktığımız bu masalsı yola geri dönecek değiliz. Aradan beşyüzyıl geçtikten sonra, karşımıza yolun sonunda ,bütün insanlığın kendi etrafımda dönüp durduğunu görüp ellerini ovuşturan güleç yüzlü bir engizisyoncu çıkacak değil herhalde. Tersine uygarlığımız bir başka kopuş noktasına varıyor. Bolmeneyle yeni bir dostluğun kurulacağı bir yer. Bu ne cehaletin, ne de henüz değilim yeridir. Bizi ickinligin alanına sürüklüyor.. Bu alanda düşünce ve bilinç özel birer faaliyet olmaya devam ederken, insanın özne olarak dünyadan kopmasını sağlayan dolayim şeklinde görülmezler. Tersine insan dünyanın çokluğu içine yerleşir. Ama bu yerleşme kolay olmaz ve el yordamıyla gerçekleşir. Çağımızın yaşamakta olduğu sey işte budur.
Sayfa 33 - Versus·Kitabı okuyor
Araştırma-İnceleme
Utanç yaşantısında birey, eylemleri üzerindeki denetimini yitirmekte ve otomatikleşen çaresizlik tepkisi "sosyo-motor" bir bozukluğu üretmektedir.
Sayfa 93 - VAKIFBANK KÜLTÜR YAYINLARI·Kitabı okuyor
Alıntı
Suçluluk, daha çok, hak kavramıyla, utanç ise iyilik kavramı ile ilgilidir.
Sayfa 90 - VAKIFBANK KÜLTÜR YAYINLARI·Kitabı okuyor
Alıntı