22. Mektup 1. Mebhas 1. Vecih
...."bir mü'minin vücudunda iman ve İslâmiyet ve komşuluk gibi dokuz değil belki yirmi sıfât-ı masume varken; sana muzır olan ve hoşuna gitmeyen bir cani sıfatı yüzünden ona kin ve adâvet bağlamakla, o hane-i maneviye-i vücudun manen gark ve ihrakına, tahrip ve batmasına teşebbüs veya arzu etmen, onun gibi şenî ve gaddar bir zulümdür."
İşte cesaret , işte feraset :)işte adam gibi adam.;)
Dört saat boyunca arka arkaya kendisini almaya gelen habercileri kovmuş, tek­rar tekrar kendisine sultanın emrini hatırlatan ısrarcı ulağa da hiç çekinmeden: "Efendi! .. Sultan hazretlerini yarın da gö­rürüm ama şu kuyruklu bu akşam sultandan önemli!" demiş
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Damla derinden haber verir; bir bardağın içindekinin zehir mi şerbet mi olduğunu anlamak için bardağın hepsini içmek gerekmez, feraset sahibi biri bir damlayı tadınca bardağın içindekinin ne olduğunu hemen anlar.
Sayfa 43·Kitabı okudu
Alıntı
FERÂSET DÂVASI ve ŞUARA MEKTEBİ...
(...) Matematikte formülleri kullanmamakta inad eden yahut hangi formülü nerede kullanacağını bilmeyen kimse, ya problemi çözemeyecek veya o problemi çözmek için oturup matematik tarihini yeniden yazmak ve gereken formülleri yeniden keşfetmek zorunda kalacaktır. Fikirde de bu böyledir. Fikirde, matematik formüllerinin yerini “terkibî hükümler-ideolojik vâhidler” alır. İBDA Diyalektiği’nin billûrlaştırdığı bu formüllerden yararlanmayı bilmeyen fikirci, ne “İslâmcı bakış” kavramının mânâsına erebilir, ne de önündeki problemi çözebilir; oturup Büyük Doğu-İBDA külliyâtını yeniden yazması gerekir!.. İşte, “ferâset” dâvası kaybedildiği ve “mesafe ayarı” kalmadığı içindir ki, biz, “Dante’nin yolculuğuna İslâmcı bakışta bir ilk” oluyoruz. Diğerlerine bakın: En ucuzundan bir şiir döktüreyim, bir hikâye çaktırayım, tanınayım, yolumu bulayım derdindedirler. Dante ile, Joyce ile, Homeros ile boğuşayım, İslâmcı olmak bunu gerektirir, yok… Sen onlarla boğuşmayı göze almayınca, onlar ayarında ve onları geride bırakacak bir eser de ortaya koyamıyorsun; ve bu âcizliğine de utanmadan “İslâmî edebiyat” diyorsun. Çekilip köşesine “âşıklık satmalar”ın, “şair şair” kahve höpürdetmelerin, İslâmî edebiyata ciddî bir katkısı olmamıştır. Oysaki, dünya şampiyonu olmak isteyen, Brezilya ayarında oynamak ve sonunda onu alt etmek zorundadır! Elimde olsaydı eğer, “şuara mektebi”nin kapısına bir kilit vurur, dünya çapında eser vermeyi göze almayan Müslümanların hikâye ve şiir yazmasını yasak ederdim. Ve şöyle haykırırdım: Gençler, kahve köşelerinde âh ü vâh ile âşıklık satmaları bırakın da, çıkın meydana! Baudelaire üzerine yürüyün, Shakespeare’in yakasına yapışın, Goethe ile hesablaşın; âşıklık bunu gerektirir!..
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Sayı 8, Ekim 1997) DANTE'NİN YOLCULUĞU -I-, (31 Ekim 1997 tarihinde Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde verilen konferans metnidir.)
Akademya Yazıları
İLÂHÎ KOMEDYA'YA "İSLÂMCI BAKIŞ"...
(...) “İslâmcı bakış”ın ne olduğu üzerinde duralım biraz: Eşya ve hâdiselere Müslüman gözüyle bakmak, Müslümanca bakmak… Bu bakışı tarif için “ferâset” kelimesi vardır. Hani “öngörü”, “önsezi”, “ileri görüşlülük” falan diye gevelerler. Allah Resûlü demiş: “Mü’minin ferâsetinden korkunuz, çünkü o, Allah’ın nûru ile nazar eder!” Kâfirin “kehânet”inden ayrıdır bu. Kehânet, bir nev'î “desteksiz atış”tır. İsabet ettirmesi mümkün olsa bile, İslâm’da yeri yoktur. Mü’minin ferâseti ise, onun tabiî bakışıdır; tabiî bakışından ayrı bir bakış nevii değildir… Bu, Müslümanın, Kâinatın Efendisi’ne inanmış ve bağlanmış olmakla kazandığı, alelâde bakışın üstünde bir bakıştır ki, Kur’ân’da Kâinatın Efendisi’nin şöyle vasıflanmasından ileri gelir (meâlen): “Gözleri, bakışları başka yöne kaymadı!” Allah’tan başka yöne… Biz bugün böyle bir vasfı nefsimize mâledecek şartlara mâlik miyiz? Sanırım bu suâle “evet” cevabı verebilecek bir Müslüman yoktur aramızda. Şu hâlde “ferâset” azîm bir dâvadır; kolayca kendimizde dikizleyebileceğimiz bir hassa değildir. Zâten bu yoksulluğumuz ve yoksunluğumuz yüzündendir ki, “İslâmcı bakış”ın ne olması gerektiği üzerine ayrı bir fasıl açmak zorunda kalıyoruz. Hani şu misâldeki gibi: Geçen gün Cihangir yokuşundan Kabataş sahiline bir “bakış” attım. Zannettim ki, aradaki mesafe 10 dakika tutar, tutmaz. Ama yürüdükçe yol uzadı; yol kıvrımlandıkça, “ilk bakışta” göremediğim neler gördüm. Neticede sahile inişim 1 saati buldu. İşte “İslâmcı bakış” da, yukarıdan bakan için bu kadar basit, yolu kıvrımlanan için böylesine girift bir mesele… Bu mesele bana, kavramlara bakışta ve onların üzerine atılışta bir türlü kestiremediğimiz “mesafe ayarı”nı düşündürdü. __(Sen çile çekiyorsun, ben çile çekiyorum; aynı çileyi mi çekiyoruz? Aynı
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Sayı 8, Ekim 1997) DANTE'NİN YOLCULUĞU -I-, (31 Ekim 1997 tarihinde Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde verilen konferans metnidir.)
Akademya Yazıları
Naklediciler sadece duyduklarını nakletmekle yetinirler. Basiret ve ferâset sahipleri ise doğrusunu yanlışından ayırmak için duyduklarını değerlendirmeye tâbî tutarlar. İlim de ancak bu şekilde gelişip parlar...
Sayfa 26 - Önsöz·Kitabı okuyor
Alıntı