(...) Matematikte formülleri kullanmamakta inad eden yahut hangi formülü nerede kullanacağını bilmeyen kimse, ya problemi çözemeyecek veya o problemi çözmek için oturup matematik tarihini yeniden yazmak ve gereken formülleri yeniden keşfetmek zorunda kalacaktır. Fikirde de bu böyledir. Fikirde, matematik formüllerinin yerini “terkibî hükümler-ideolojik vâhidler” alır. İBDA Diyalektiği’nin billûrlaştırdığı bu formüllerden yararlanmayı bilmeyen fikirci, ne “İslâmcı bakış” kavramının mânâsına erebilir, ne de önündeki problemi çözebilir; oturup Büyük Doğu-İBDA külliyâtını yeniden yazması gerekir!..
İşte, “ferâset” dâvası kaybedildiği ve “mesafe ayarı” kalmadığı içindir ki, biz, “Dante’nin yolculuğuna İslâmcı bakışta bir ilk” oluyoruz. Diğerlerine bakın: En ucuzundan bir şiir döktüreyim, bir hikâye çaktırayım, tanınayım, yolumu bulayım derdindedirler. Dante ile, Joyce ile, Homeros ile boğuşayım, İslâmcı olmak bunu gerektirir, yok… Sen onlarla boğuşmayı göze almayınca, onlar ayarında ve onları geride bırakacak bir eser de ortaya koyamıyorsun; ve bu âcizliğine de utanmadan “İslâmî edebiyat” diyorsun. Çekilip köşesine “âşıklık satmalar”ın, “şair şair” kahve höpürdetmelerin, İslâmî edebiyata ciddî bir katkısı olmamıştır. Oysaki, dünya şampiyonu olmak isteyen, Brezilya ayarında oynamak ve sonunda onu alt etmek zorundadır!
Elimde olsaydı eğer, “şuara mektebi”nin kapısına bir kilit vurur, dünya çapında eser vermeyi göze almayan Müslümanların hikâye ve şiir yazmasını yasak ederdim. Ve şöyle haykırırdım: Gençler, kahve köşelerinde âh ü vâh ile âşıklık satmaları bırakın da, çıkın meydana! Baudelaire üzerine yürüyün, Shakespeare’in yakasına yapışın, Goethe ile hesablaşın; âşıklık bunu gerektirir!..