Kitabı okurken nedense bana Albert Camus'un "Yabanci" sını hatırlattı. O kitabi okurken kahramanına gıcık olmuştum. Beni çok rahatsız etmisti. Bu kitapta da aynı duyguları hissettim.
Kitapta Bay C.adindaki kahramanımız iç buhranlariyla çevresine karşı hissettiği kayitsizlik ve tahammülsüzlükle bizleri gezdiği sokaklarda, yemek yediği yerlerde dolastiriyor. Kitabın ilk sayfalarından itibaren aylakca gezen bir adamın içsel yolculuğunu görüyoruz.
Bay C.küçük yaşta annesini kaybetmiş ve teyzesi tarafından büyütülmüş. Teyzesi onun için her şey. Babası ise çocukluğunun kabusu olmuş. Ona karşı hiçbir sevgi hissetmiyor. O nedenle kitabın birçok yerinde babasına karşı hissettiği nefreti " Babam adamsa ben olmayacağım."diyerek dile getiriyor. Babaya duyduğu nefrete karşın teyzesine karşı yoğun bir sevgi hissetmekte ve bir yetişkin olduğu halde her köşe başında her kadında ona ait bir şeyler arama gayretinde. Fakat bu gayreti her defasında onu yarı yolda bırakır.
Bay C.yi çocukluğuna dair anlattıklarını okuyunca anlamaya başlıyorsunuz. Baba sefkatinin, sevgisinin insan hayatındaki önemini o zaman kavriyorsunuz. Kitabi okurken bir insani anlamanın yolunun onun çocukluğuna inmek olduğunu görüyoruz. Çevremizde davranışını anlamlandiramadigimiz insanların belki de hiç de sağlıklı bir cocukluklarinin olmadigi gerçeğini unutmamak sanırım iletişimin en önemli kurali
Aylak AdamYusuf Atılgan · Can Yayınları · 201971,1bin okunma
Ölüm vız geliyordu herkese. Ama savaş içinde oluyor bu tabii. Çünkü ölmeyi düşünmüyorsun , çünkü kolayca ölünüyor. Ölmek barış zamanında zor oluyor. Cünkü ölmeyi düşünmeye başlıyorsun o zaman, bir de elde etmek istediğin şeyler söz konusu