Bazen hayatta çok küçük -belki de aslında varlığı bile söz konusu olmayan- detayların canımızı ne denli sıktığını, yaşamımızı ne denli büyük ölçüde etkilediğini görüyoruz Mete Karagöl 'ün kitabında.
Tüm kaygıların aslında boşa olduğu, o son zamanlarda belki de birçok şey için geç olabileceğini düşünüp neleri bu kadar büyüttüğünüzü sorgulamaya başlıyorsunuz hayatınızda.
Pişmanlığın ve kaybettiğinizin zamanın, aslında bir hiç uğruna olduğunu gördüğünüzde, yaşadığınız çelişkilerin niye bu denli açmazlara sizi sürüklediğini önemsemeden günün sonunda sahip olduğunuzu şeylere önem vermeyi kavrıyorsunuz.
İnsan sahip olduğu şeyin nankörü müdür çoğunlukla? Neyse...
İnsanın hapsolduğu bazı duyguların, elinden bir şey gelmemesinin iç sıkıntısı yerleşiyor son sayfalara geldiğinizde.
Vakit kaybetmeden bitirin bir çırpıda, iyi okumalar...
Başarılarının devamını dilerim sevgili
@mtkaragol ...
Yazar bu eserinde, -asırlardır süregelen- doğruların susturulması için gücün kullanılması, toplum algısının yönetilebilmesi için temelsiz/dayanaksız birçok yalana başvurularak milletin uyanmaması için verilen çaba üzerine anlatımını salt şekilde ortaya koymaktadır.
Gösterişsiz, abartısız bir dille doğrunun olabildiğince yalın bir şekilde kısa sürede, aslında pek çok insanı bulundukları ikiyüzlülük çukurundan çekip çıkarabildiğini gösteren bir konuşma bütünüdür.
Erdemli bir yaklaşımın öneminin belirtildiği eserde, korkulara karşı alçakça davranışlar sergileyen insanların aşağılıkları son bölümde yüzlerine vurulmaktadır.
İyi uyanmalar...
Genel hatlarıyla kadınları "yaşama" teşvik etmeye yönelik bir özveri ile yazılan bu kitapta, kadının yaşamda, yazın dünyasında uğradığı kısıtlamalar ve onların üzerine kapatılıp kilitlenen kapılar -psikolojik kısıtlama- ele alınmaktadır. Deneme bütünü diyebileceğimiz - içinde bazı kurgular barındıran bir deneme kitabı diyelim- bu eserde, Virgina Woolf kadınların uğradığı baskıları, yazarların anlatımları üzerinden bu baskıları ne kadar kabul ettiklerini veya karşısında olduklarını cümleleri ve yazılarındaki akış üzerinden yorumluyor.
Virgina Woolf'ün anlattığı bu iki olgu; kendine ait bir oda ve bir miktar gelir -zihnin rahatlığı açısından- yazarın, düşüncesinin özgürlüğünü ve gözlem derecesini üst seviyeye çıkarması için gerekli olan elzem olan detaylardan en önemlileri. (bunlar cinsiyet ayırt etmeksizin katılmış olduğum noktalardan)
Kadının yazın üzerinde ve hayatta baskılanmış benliğini - bazen en soylu kişiler de bile- kolay kolay açığa çıkaramadığını verdiği örnekler ve kafasında oluşturduğu kurgular üzerinden anlayabiliyoruz.
Kitabın sonlarına doğru gelirken, eğer annem daha bir eğitim alması için okula gönderilmiş olsaydı, dedem tarafından bu bağnazca düşünce ile kısıtlanmasaydı, "beni nasıl bir insan hâline getirebilirdi, farklı bakış açıları katıp düşünceme ne tür pencereler açabilirdi" diye düşündüm ve üzüldüm.
Kitabın son sayfalarında kadına "korkmadan yaşa, seni kapatmak istedikleri kabuğu kır" tarzı birkaç sayfanın, önceki anlatımların verdiği mesajın gücü net olarak anlaşılan bu eserde çok da gereği olduğunu düşünmüyorum. -kişisel gelişim semineri tadı var.-
Annem belki de bambaşka bir hayat yaşardı, kim bilir...
Plüton'dan evrene: Zaman makinesi bulunmalı ve geçmişe dönüp dedemi engellemeliyim...
çok iyi şiirler olmakla birlikte bazıları günlük tutar gibi dünyayı, yaşamından kesitleri birbirine eklediği bir hayat anlatımı birçok şiiri.
yine kavganın, açlığın, hürriyetin, barışın önemine çoğu kez rastladığımız şiirlerde ekstra vurgulanan şey şu ki; "ben yaşadım, şunları yaptım ve kim bilir daha neler yaşayacağım"
var olmak, öyle alelade bir gelip geçmek değildir hanımlar beyler.
Nazım Hikmet Ran 'ın en büyük öğretisi -bu kitabında benim için- dolu bir yaşam -her hoyratlığı içinde barındıran-
Anlatılan öykülerde insanın, hırslarının onları sürüklediği yoksunluk, ön yargıların ruhun kimyasına verdiği zararlar ve yersiz üzünçler... Bu duvarı aştığınızda gerçekten neye anlam yüklediğiniz ve neyin sizi iyi hissettirdiği cevaplarını bulabileceğiniz vurucu öykülerin olduğu bir derleme.
"Hem biz o zaman kimdik ki, nerelere giderdik
her sokakta biraz daha eksilirdik
..."
şairi bilinmeyen paylaço şiirinin tatları alınmıştır bazı yaşanan olayları özümserken...
kısa sürede bitirebileceğiniz ve iç cebinize çokça ders alabileceğiniz bir eser...
teşekkür ederim sevgili tolstoy. -kendim ve tüm özün tadını alanlar adına...-
asma bahçelerin göğü kucaklasın.