Bu nasıl bir kitaptır. Ve ben bu kitabı okuma şerefine nasıl sahip olabildim?
Eliezer'ın, sayın yazarımızın, Nazi toplama kampından kurtuluşunu anlattığı 'o' kitabı okuyoruz. Daha doğrusu anlatmıyor, geçmişini kağıt parçalarına adeta kusuyor. Herhangi bir kelime ile anlatılabileceğini sanmıyorum okurken hissettiğim karmakarışık duyguların. Ölüm kokusunun aldığım her nefeste adeta ruhuma işlediği okuma sürecim, okuduğum şeylerin gerçek olamayacağını, olmaması gerektiğini düşünerek geçti. Ama bir o kadar da gerçek olduğunu biliyor, delicesine kabul edemiyordum.
Nazi toplama kampları, Yahudi soykırımı, ölüm fabrikaları hakkında bilgi sahibiydim elbette ama gerçekde birebir bu felaketleri yaşamış bu felaketlerle yoğrulmuş bir geçmişten gelen Eliezer, beni müthiş mahvetti.
Sevgili yazarımız kitabın ön sözünde şöyle bir ifade kullanıyor: "Yazmasaydım delirecektim." Bu kitap bir zorunluluk, yazması, okuması, anlaması, anlatması zorunluluk.
Bebeklerin, hala canlı vaziyette iken elleri, kolları, kafaları birbirine karışmış bir halde; kamyonlardan ateş çukurlarına dökülme görüntüleri... (cümlede bir sıkıntı var ama çözemedim)
Hiçbir şeyden habersiz ölüm fabrikalarına götürülen binlerce Yahudinin, mahşer meydanı gibi yanmış et kokan havayı soluyarak ateş çukurlarına yürümelerini şu an düşündüğümde, 20. yüzyılda asla yaşanmış olamaz gibi geliyor.
Kitapta yaşlı bir adamın şu sözü çok dikkatimi çekmişti: "Ben Hitler'e sonsuz güveniyorum, Yahudiler hakkında verdiği sözleri tutan tek kişi o." Acınası bir gerçek.
Yaşanılan tüm felaketin tek sebebinin Yahudilik (herhangi bir din) olması şakacıktan milyonlarca insanın katledilmesi anlamına mı geliyor? Böyle düzene lanet olsun o halde.
Yaşamak İçin ölüm ile savaşan, gırtlağından bir parça ekmek kırıntısı (bakın ekmek değil, ekmek