Kuyrukluyıldız Altında Bir İzdivaç
7/10
·152 syf.·
2025 84. kitabı
Kuyrukluyıldız Altında Bir İzdivaç 1. Bölüm: Deyimler sözlüğü gibi ve bir tiyatro sahnesini andırıyor. Basit bir konuşma dili olmasına rağmen, mahalle ağzında farkında olmadan ne çok deyim kullanılıyormuş meğer. Bakkalın kullandığı ağız meselâ, dikkat çekiyor. Ayrıca mahalle kültürünü, kadınlar üzerinden gösteriyor. 2. Bölüm: "Sade" kelimesini açarken 1. Bölüm'e atıfta bulunuyor bence. "Sizin sade, basit, anlaşılır olarak gördüğümüz o dil, aslında kültürümüzün zenginliğidir" demek isteniyor. İrfan'ın tanımı da bu bölümde karşımıza çıkıyor. Kadın düşmanı bir baş karakter. 3. Bölüm: Feza'nın tarifi var bu bölümde.  İrfan, mahallenin kadınlarına fezayı tarif ediyor. 4. Bölüm: Kuyrukluyıldızın, Avrupa ve ülkemizdeki insanlar üzerinde bıraktığı duygu ve düşünceleri irdeliyor. Ve İrfan'ın rüyaları başlıyor. 5. Bölüm: İrfan'ın mahalle kadınlarına yaptığı konferanslar, uygulamalı anlatımla devam ediyor.  6. Bölüm: Mektuplaşmalar başlıyor. Kadın düşmanı İrfan Galip ve erkek düşmanı Feriha Davud'un mektuplaşmaları.  7. Bölüm: Helalleşmelere yer veriliyor. Rum, Ermeni, Türk uyruklu komşular, kuyrukluyıldızın çarpmasından korktukları için birbiriyle helalleşiyorlar. Büyük devlet olmak her türlü ırk ve din ve her türlü maddi- manevi farklılıklarıyla halkın bir arada huzurla, dostça ve kanunlar önünde eşit yaşamasıyla olmaktadır. Diğer bölümlerde; içeriğinde fizik, kimya, matematik bilimlerini ve müzik, resim, edebiyat gibi sanatları da içeren konuşmalarla geçen birkaç mektup daha yer almaktadır. Ve en sonunda, kuyrukluyıldızın görüleceği gece İrfan ve Ferha'nın izdivacı gerçekleşir. Masal tadında bir sonla biter roman. İrfan Galip: Zengin bir ailenin oğludur. Batı eğitimi almıştır. Bilimle ilgili, zamandan farklı düşünen ve bir kadın düşmanıdır. Bunun sebebi, yolda takip ettiği
Edebiyat
Kuyrukluyıldız Altında Bir İzdivaçHüseyin Rahmi Gürpınar · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202525,7bin okunma
Her Sakallının Zannedildiği
6/10
·237 syf.·
2025 30. kitabı
Bu kitapla birlikte yazarın doktora tezi hariç tüm kitaplarını tamamlamış oldum. Mustafa Bey genç bir avukat ve aynı zamanda kendi tabiriyle kültür tarihçisi; en azından Reşat Ekrem, İbnül Emin gibileri kendine örnek alan gayretli bir isim. Eserleri sohbet tadında. Konunun başlangıcıyla ortası arasında derin bir uçurum oluyor haliyle. Ufak bağlantıları, tanışıklıkları atlamıyor ve üşenmeden anlatıyor. Hal böyle olunca konuyu unutmak kaçınılmaz oluyor. Diğer kitaplarına göre bu eserinde bu durumu çok yaşadım. Neye başlamıştık, nereye gidiyoruz hayli koptum. Sohbetin akışkanlığı da kurtaramadı bunu. Şöyle diyebilirim ki kısa bir Karagöz tarihiyle başlayan kitap provakatif denebilecek sinema filminin hikayesiyle sonlandı ve arada Türkçe Kuran operasyonuna, Dümbüllü'nün kavuğu kendinden sonra kime geçti münakaşasına dahi dalıp çıktı. Elbette kitap ilgilileri için kıymetli. Özellikle edebiyat öğrencileri veya bu gibi konuların meraklıları için epey malumat içeriyor. Kitapta derviş diye geçen ve bir şekilde sahne sanatlarıyla ilgilenen çoğu kimsenin Bektaşi oluşu dikkatimi çekti. Baba, dede, eren gibi isimler havada uçuşuyor. Okuyucu olarak ister istemez acaba Bektaşiliğin, daha doğrusu kendine Bektaşi diyen kimselerin serbestiyeti mi buna yol açtı diye düşündüm. Öyle ya, Karagöz ile başlayan iş, meddahlığa, tiyatroya, kantoya, hatta rüveye kadar gitmiş. Bunlardan kimisi masumane olabilir ama çoğunda içerik olarak argosu, küfürü, zennesi, kırıtması, içkisi eksik olmuyor. Bunların kimini bizzat şeyhefendi denen kimseler ayarlamış ve bizzat içeriğe dahil olmuş, kimisini onların akrabası, kimisini onların intisaplısı, kimisini dıdısının dıdısı. Elbette insan her yerde insan. Hatası olacak, olur. Fakat tasavvuf adı altında İslam'a mugayir nefesler, şarkılar, oyunlar, içkiler
Suret PerdesiMustafa B. Bozkurt · Ötüken Neşriyat · 202418 okunma
Reklam
Mert Ona Denmiştir
Puan vermedi·450 syf.·
2020 20. kitabı
Besmele-Hamdele-Salvele.. Merhum Şeyh Galib Hazretlerini Rahmetle yâd edelim. Hamd ile salvele getirip evvala; Hazretin ruhuna bir Fatiha armağan edelim. *** Ey şair! Şimdi çağın icbarına ses ver.. Komşun duvarında istinad olmuş gibi komşundur şu hayat. Hapsetsen kendini söyle ne çıkar? Bir bardak yetişir de sana ihtarını infaz eder; "daya beni o muhkem duvara, bak bakalım hayat ne söyler?" Bir hülya aroması sanmışsa şiiri, kağıt yangını elbet munis gelir orman yangınından. Ama bir ağacı yakan şey, bir kağıt parçasıdır. Hazin bu ya, sonra yakan bir ağacı, yanı başındaki ağaçtır. Öyleyse çaputlara yazılmış bu hakikati imha yollarının en sefinesine hasr'et. Gürce dür, hürce yutuver. Telaşa mahal bırakma o dem; bu satırlar önce Allah'ta, sonra hıfzında emanet. Ey şair! Bir kez daha çağın icbarına ses ver.. Şımartılmak istiyorsan, hınca hınç doldur fiyakayla mısraları. Bu gibi anlaşılmaz yaz. Ama seni mutmain etmez bu övgüler. En iyi ihtimalle sana "Cahit Zarifoğlu kadar kapalı yazıyor" diyecekler. Bu memnun edecekse seni, terk et menzilini de şanın yürüsün. Çünkü sen şair, mukayese indinde yalın kaldıkça büyürsün. Derdine konçerto eşlik etsin de evvela basmalı fistanlar adı konmamış çiçeklerin baskısıyla giydirilsin. Fiyakalı bir dert olmadıkça derdin, vah ki şiir cambazı.. sen ne söyleyebilirsin? Ama olmaz böylesi. Haydi gel, çağın icbarına ses ver. Şahidim, sana mühimmat kadar hayati şeyler söyleyecek. "Sana olan aşkım, kavgam kadar büyüktür" demedikçe bir şiir, sakıttır artık. Çünkü kozmetik sektörüyle yarışandır göle atılmış bir pirana. Fakat bu anlamsız yarışa girişmekten imtina eden taraf pirana olacaktır. Nitekim kozmetik, Kanunî devriyle kıyasa muktedir olacak kadar kudrete haizdir. Heyhat! Şiir bile kozmetiğin midesindedir. "Sana olan aşkım, gratis
Şiir
Şeyh Galib DivanıŞeyh Galip · Akçağ Yayınları · 076 okunma