Bir olağanüstü kitabın daha sonuna geldik. Kitapla ilgili konuşmadan önce Søren Kierkegaard'dan bahsedeyim biraz. Varoluşçuluk düşüncesinin büyük babası olarak görebileceğimiz Søren, bu büyük eseri sadece 30 yaşındayken yazıyor, bu da büyük aşkı Regine Olsen'den ayrıldıktan iki yıl sonrasına ve ölümünden 12 yıl öncesine denk geliyor.
Kitabı, Alastair Hannay'in muhteşem önsözü ile birlikte okudum ve gerçekten Kierkegaard felsefesini anlayabilmek için önemli olduğunu söyleyebilirim. Kitabın temel noktası Tevrat'tan alınan İbrahim'in İshak'ı kurban etme kararı verse de elbette ki sıradan bir din hikayesi ve imanı yüceltme girişiminden bahsedilemez. Kierkegaard'ın Faust, Agnete vs birçok hikâyeden yola çıktığını ve söylemek istediklerini temellendirmeye çalıştığını görüyoruz. Son olarak ise elbette ki dolaylı olarak da olsa Regine ile olan ilişkisinden ve bunun iç dünyasına etkisinden de küçük parçalar görüyoruz.
Ne peki söylemek istedikleri? Hannay'ya söz verelim: "(Kierkegaard'ın söylemek istediğinin özeti) herkesin yaşamının anlam ve değeri; insanın dünyada, hem dışarıda hem de kendi ruhunun 'karanlık ihtirasları' içinde karşılaştığı ve katlanmak zorunda kaldığı 'yaratılışın öfkeli elementleri ve güçlerinden' değil, yaratılışın kaynağından aldığını kabul etmeye istekli ve bunu başarabilecek nitelikte olduğunun ispatıdır."
Kierkegaard'ın bu noktada özellikle Hegel ve Sistem düşüncesine saldırdığını da not etmek lazım. Kierkegaard, Hegel'in bazı düşüncelerini temel olarak alsa da, Hegel'in sonunda doğru noktaya ulaşamadığını ve Hegelci Sistem düşüncesinin de insanlık için faydalı olmadığı görüşünde. Kierkegaard, "Bilimsel Olmayan Dipnotun Çözümü" nde şunları yazar : "Bu insanlar da aldanmışlardır. Bunlar "boş kafalıdır" zira var olmanın ne demek olduğunu, özel olma