Sema Soykan'ın, Cumhuriyet tarihinin en önemli eğitim hamlelerinden biri olan Köy Enstitüleri dönemini anlatan bir romanıyla geldim.
Sabia(Nedret) ve Fikret öğretmen, Köy Enstitülerinde tanışıp birbirlerini severler. İkisi de birbirine karşı ne hissettiğini biliyor ama bunu açıkça söyleyen yok.Fikret içinde taşıyor, Sabia hissediyor ama bekliyor.İkisi de sadece âşık değil, aynı zamanda bir ideale bağlı.
Köy Enstitüleri onların hayatında o kadar büyük yer kaplıyor ki duygular ikinci plana düşüyor.Sonra dönemin şartları,sorumlulukları gibi engeller onları ayırır. Aslında onları ayıran kader değil, kararsızlık ve zamanlama.Sabia ile Tarık’ın ilişkisi derinleşirken, Fikret’in hapisteyken yazdığı mektuplar ve geçmişin saklanan yüzü yavaş yavaş aralanır.
Kitapta aşk,pişmanlık,fedakarlık,vatan sevgisi,eğitim,aydınlanma,toplumsal değişim gibi temalar işlenmiş. Yazarın bir çok bilgiyi de sıkmadan okura aktarması tarihe ve araştırmaya sevk ediyor:Köy Enstitüleri açılış ve kapanış süreci, Etimesgut ve Esenboğa, Devrim Yüzüğü, bulunmaz Hint kumaşı deyimi,Kırmızı Fes olayı, Anzakların hikayesi,Marshall planı,555K parolası, Nedret ve Fatmanın kaldığı 203 numaralı odanın sırrı..Yazarın dili akıcı, kurgusunda aşk ve idealler öyle bir düğümleniyor ki, karakterlerin yaşadığı pişmanlıklar kağıt üzerindeki birer kelime olmaktan çıkıp insanın göğsüne oturan bir ağırlığa dönüşüyor. Özellikle son sayfalara doğru o telafisi olmayan anların yarattığı burukluk çok baskın. Aslında sadece geçmişi okumadığını, bugünü de daha net görmeye başladığını fark ediyorsun. Çünkü kitapta anlatılan meseleler tamamen eskide kalmış değil sadece biçim değiştirmiş.Bu kitap ağlatmaktan çok, içini sessizce sızlatıyor.Öyle yüksek sesli bir dram değil de daha çok içten içe işleyen bir hikâye.