İnsan birini özlemeyegörsün, özlenenin sureti inatçı bir hayalet gibi yakasına yapışıyor. Atılan her adımda, alınan her solukta sinsice kendini hatırlatıyor. O zaman özlediğine dair tüm hatıraları bir bir temize çekiyor kişi ve en çok onların arasına yenilerini katamayacağına üzülüyor. Galiba hatıraları böylesine kederli yapan, onları çoğaltamayacağımızı bilmek...
Aklından hiç çıkarmadığı bir diğer kural şuydu: Mutlu olduğun ilk an aslında onu kaybetmeye başladığın andır, bir şeyin kötü gideceğinden endişe ediyorsan etmekten vazgeç, zaten kötü gitmeye başlamıştır.
Oysa ben çocukluğumdan beri, dışa vuramadığım duygularımla cebelleşmekten çok yorgunum. Hayatımı hep başkalarının tasarlamasından, zamansız ölümlerin kederinden, evimden, sevdiklerimden, ülkemden ayrı düşmekten bıkkınım. Olduğum yere demir atıp, limanımda kalmak istiyorum.