Puan vermedi·284 syf.··
2025 6. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 17 Ekim 2025 00:00
Tarihin sayfalarında adı bir “Cihan Fatihi” olarak geçer… Koçu ise onu, yalnız zaferleriyle değil; şüpheleri, öfkesi, merakı ve karanlıklarıyla anlatır. Fatih;Sadece şehirler fetheden bir komutan değil Kendi içindeki labirentleri de fethetmeye çalışan bir insandır. Zekâsının ateşiyle çağını değiştiren, fakat aynı ateşte gecesiz bir uykuyu çoktan kaybetmiş bir hükümdar. Reşat Ekrem Koçu, arşivlerin tozunu silkelerken bize şunu hatırlatır: Efsaneler, kusurların üstüne inşa edilir. Ve bazı insanlar, dünya haritasında değil, önce kendi ruhlarında fetih yaparlar. Tarihin en büyük gücünün bir insanın kararlılığında saklı olduğunun kanıtı
Fatih Sultan MehmedReşad Ekrem Koçu · Doğan Kitap · 2015329 okunma
Puan vermedi·352 syf.··
2026 11. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 08:20
Timurlenk-Bozkırların Son Göçebe Fatihi 14. yüzyıl Orta Asya sosyo-politik yapısını analitik süzgeçten geçiren bir monografidir. Yazar, geleneksel kronolojik biyografiden ziyade , Cengiz Han soyundan gelmediği için meşruiyet sorunu yaşayan askeri bir liderin, Avrasya bozkırlarındaki parçalanmış aşiretlerini nasıl birliktelik haline dönüştürdüğünü inceler. Eserin temel sorunsalı, Timur'un askeri başarılarından ziyade, otoritesini kurumsallaştırma ve idame ettirme stratejileridir. Çağatay ulusu içindeki rakip aşiret isyanları, Moğol-Yasa gelenekleri ile Islam arasında sentezi ve sürekli fetih politikalarını ele alır.
Alıntı
Timurlenk-Bozkırların Son Göçebe FatihiBeatrice Forbes Manz · Kronik Kitap · 2017946 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·320 syf.··
2026 26. kitabı
“Kostantiniyye elbet fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, onu fetheden ordu ne güzel ordudur” hadisi şerifi, asırlarca İslam dünyasının en büyük ideallerinden biri olmuştur.O övgüye mazhar olabilmek için bir çok komutan defalarca İstanbul’u kuşatmıştır ama Fatih Sultan Mehmet’e nasip olmuştur.(Nasıl harikasın sen) Tabiki atalarımız fethettikleri şehirlere sahip çıkıp onarmışlar ve ellerinden geldiğince değişiklik yapmamışlar.Konstantini Theodoru Sofiayı ve Fatih Sultan Mehmet’imizi selamlayan ve o günlere şahitlik eden o tarihi kapılara dokunabilmeyi, hissedebilmeyi etimle kemiğimle çok istedim sayfaları bir bir çevirirken. Uzun uzun incelemeyi, o manevi atmosferi teneffüs edip ciğerlerimi o yosun kokan oksijenle doldurabilmeyi ne çok istedim.İstanbul yaşanması zor ama bir o kadar da güzelliğiyle büyüleyici bir şehir benim için. Hem korkmuşumdur ondan ama hem de çok sevmişimdir İstanbul’u.O kapıları tahayyül etmeye çalıştım acaba birbirlerine yakın mı yoksa uzak mı bilemiyorum.Savaşı savunması o yılları gözümde canlandırmaya çalıştım ama kafamda oturmayan şeyler oldu.Görsem belki daha iyi olurdu. Neyse nasip. İnşallah bir gün
Payitahtın KapılarıTalha Uğurluel · Timaş Yayınları · 202551 okunma
Puan vermedi·238 syf.··
2026 2. kitabı
Postmodern felsefe romanı başlığında ele alınabilecek bu eser, herkese hitap etmeyebilir. Çünkü bu kitabı okurken daha fazla keyif almayı sağlamak için postmodern edebiyatı, geleneksel edebiyattan ayıran temel özellikleri bilmek ve bazı felsefi konular hakkında temelimiz olması gerektiğini düşünüyorum. Ayrıca işlenen felsefi temaları zihin dünyasında tüketen okurlar için de bağlayıcı bir kitap olmayabilir. Yazar, çeşitli postmodern yazım tekniklerini, kısmen mizahi bir dille tarihi bir arka planda ustalıkla kullanmıştır. Bu dokuda gösterdiği maharet bence hikâyesinden daha kuvvetli. Geleneksel edebiyata ait romanlarda yazar bütün kurguya hakimdir. Karakterlerin iç dünyalarından dış etkenlere kadar vermek istediği her şeyi kurgu içerisinde aktarır ve bu tarzda yazılan bir kitabı bitirdiğinizde kurgusal dünyada olduğunuzu doğrudan idrak edersiniz. Postmodern romanlarda durum biraz daha farklıdır. Gerçeklikle kurgunun ayrımı net bir şekilde yapılmamıştır. Romanın karakteri, dördüncü duvarı aşıp yazarla veya okurla doğrudan konuşabilir ya da yazar okuyucuya karşı her konuda dürüst davranmayabilir. Kitabın içerisinde yazar kendi benliğiyle doğrudan var olabilir. Örneğin bu kitapta İhsan Oktay Anar, Uzun İhsan Efendi karakteriyle kendi analojisini ortaya koymuştur. Adının İhsan olmasından tutun karakterin fiziksel özelliklerine kadar yazarı andırmaktadır. Romanda sürekli düşler gören Uzun İhsan Efendi’nin maddi kaynağı olmasa da parası hiç bitmez. Yüzünü kesmesine rağmen canı yanmaz. Gözleri kör edilir, kulakları kesilir ama hâlâ görmeye ve duymaya devam eder. Çünkü roman, ana karakter aracılığıyla yazarın üzerinden devam eder, etmek zorundadır. Gerçekle roman dünyası arasında şeffaf bir çizgi vardır. Bu sayede yazarla okur arasında tatlı bir oyun başlar. Kitaptaki Bünyamin
1000Kitap
Puslu Kıtalar Atlasıİhsan Oktay Anar · İletişim Yayınları · 202467,6bin okunma
10/10
·248 syf.··
Beğendi
·
2026 24. kitabı
1=Tepe Sarayburnu: (Ayasofya Topkapı sarayı ve Sultanahmet Camii) bulunur. öncesinde Ana tanrıça tapınağı, Artemis tapınağı Ve Mitra Dini izleri burada yer alır .Kutsal tepelerden biridir. Yerebatan sarnıcı da bu bölgede gezgin Petrus Gillius tarafından ortaya çıkarılmış İstanbul’da 60’ın üzerinde sarnıç var. 2=tepe Çemberlitaş: Üzerinde güneş tanrısı bulunurdu. Nuruosmaniye camii ile taçlandırıldı. 3=tepe Beyazıt: dev boyutlu zafer takı bulunurdu. Boğa meydanı Forum Tauri Pluta ve Hera tapınakları yine bölgede yer almıştır. şu anda Beyazıt ve Süleymaniye camii yer alır 4=tepe Fatih camii: on iki tanrı tapınağı on iki havari kilisesi yer alır şu anda Fatih cami süslemektedir. 5=tepe yavuz selim: Maria Pammakaristos kilisesi yer almıştır Fethiye cami ve bir kısmı müze yapılmıştır. Ayrıca bölgede yavuz sultan selim camii bulunur. 6=tepe Edirnekapı: En yüksek tepe Blakhernai sarayı tekfur sarayı ve kariye kilisesi bulunur 7=tepe Koca Mustafa paşa: Mokios sarnıcı ve Acadius sütunu bulunur. Aya Andrea Entikrisi kilisesi yer alır. şu an apartmana dönüştürülmüştür. Önemli bilgi : İstanbul ve Roma Yedi tepe üzerine kurulmuştur. Kehanetlere konu olmuş seçilmiş kutsanmış bir şehirdir.7 kutsal sayı olarak ifade edilir. 1=360 yılında Konstantin’in oğlu Konstantius tarafından inşa edilmiş Megale Ekklesia (Büyük Kilise ) adı verilmiştir. Aziz Yohannes Khrysostomos’un halk üzerindeki etkisine kızan imparatoriçe AElia Eudoxia imparator Arcadius kışkırtmış galeyana gelen halk tarafından kilise yakılmıştır. 2=415 yılında II Theodosius mimar Ruffinos yeniden inşa ettirmiş 13 ocak 532 de Nika isyanıyla yıkılmıştır. Justinyanus kaçmayı düşünmüş eşi kraliçe Theodor’a sayesinde Got süvarileri isyancıların üzerine salınmış tarihçi Prokopius göre 30bin isyancı kılıçtan geçirilmiştir.(Bizans’ta
Ayasofya'nın Gizli TarihiErhan Altunay · Beyaz Baykuş · 20161,665 okunma
1/10
·80 syf.··
2026 25. kitabı
·
12 saatte okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 12:30
Zweig, 1453’teki İstanbul’un fethini 21 yaşındaki Sultan II. Mehmed’in hırsı ve kararlılığı üzerinden anlatıyor gibi görünse de, aslında bu anlatı baştan sona sorunludur. Hikaye, Mehmed’in tahta çıkışıyla başlar, kardeşini boğdurması, barış yeminleri ederek zaman kazanması, dev toplar döktürmesi, gemileri karadan Haliç’e indirmesi gibi unsurları sıralar. Ancak bunların hepsini yüzeysel bir şekilde geçiştirir. Zweig, Fatih’in aylarca süren muazzam lojistik hazırlıklarını, askeri dehasını ve Urban’ın toplarını bizzat yönlendirecek mühendislik yeteneğini adeta yok sayar. Haftalarca süren kanlı ve yıpratıcı kuşatmayı, Osmanlı ordusunun disiplinini ve stratejik üstünlüğünü küçümser; koskoca bir fethi bir kapının açık unutulması gibi ucuz bir tesadüfe indirger. Bu, Türk ordusunun askeri başarısını ve emeğini bilinçli bir şekilde gölgeleme çabasıdır.Avrupalı hümanist kimliğiyle Bizans’ı antik kültürün, sanatın ve medeniyetin son kalesi olarak adeta kutsallaştırırken, Osmanlı ordusunu klasik Batı klişelerine sığınarak barbar, yağmacı doğu sürüleri şeklinde tasvir eder. Fetih sonrası yağmayı anlatırken kullandığı dil, fethin siyasi ve kültürel sonuçlarından ziyade yalnızca Avrupa kültürünün trajik sonu üzerine kuruludur.Fatih Sultan Mehmed’e deha dese de bu övgü sahtedir. Onu vizyoner, entelektüel, altı dil bilen, felsefe ve bilim meraklısı bir lider olarak değil; hırslı, takıntılı, kaprisli, ikiyüzlü ve acımasız bir doğu despotu prototipi olarak çizer. Övgüsü bile ötekileştirmenin kılıfıdır.Zweig zaten tarihçi değil, kendi travmalarının yazarıdır. I. Dünya Savaşı’nı yaşamış, Nazi zulmünden kaçmış bir Yahudi-Avrupalı olarak Bizans’ın düşüşünü, kendi döneminde yıkılmakta olan Avrupa medeniyetinin tarihsel provası gibi görmüş ve metne tüm Avrupa merkezci önyargılarını boca
Edebiyat
Bizans'ın DüşüşüStefan Zweig · Kanon Kitap · 2020821 okunma