László Krasznahorkai’nin Seiobo Orada, Aşağıdaydı adlı kitabı,okuru yormaktan öte, bilinçli biçimde sınayan bir metin. Bu sınama yalnızca uzun ve girift cümlelerden ibaret değil; okurun okuma alışkanlıklarını, hızını, beklentilerini ve sabrını da hedef alıyor. Romanın dili, sayfalar boyunca süren, neredeyse nefes almayan cümlelerle örülü. Okur, bir fikri takip ederken kendini sürekli başka ayrıntıların içinde buluyor.Bu bilinçli dağılma, Krasznahorkai’nin dünyasında düşünmenin ve anlam arayışının kaçınılmaz biçimiymiş.Krasznahorkai’nin dünyası ani bir kıyamet anlatısı kurmuyor, aksine, yavaş ve sessiz bir çürüme atmosferi sunuyor. İyi olanın, güzel olanın ve anlamlı görünen her şeyin ağır ağır aşındığı bir evrende, zaman algısı da dönüşüyor.Okur, ilerleyen bir olay örgüsünden çok, yoğunlaşan bir ruh hâlinin içinde kalıyor. Bu atmosfer de romanı bir anlatıdan çok bir deneyime dönüştürüyor.Farklı dönemlerden ve kültürlerden sanatçılar, zanaatkârlar ve izleyiciler metnin kahramanları. Her bölüm, sanatsal yaratımın ya da kutsal olarak adlandırılabilecek bir fenomenin belirli bir yönünü ele almış: Rönesans ressamları, bir Buda heykelinin restorasyonu, Japon Noh tiyatrosu, Ortodoks ikonaları, barok müzik… İlk bakışta dağınık görünen bu sahneler, toplamda güçlü bir tematik ağ oluşturuyor ve bu ağın merkezinde estetik deneyim var. Sanat, yalnızca üretilen bir nesne değil; dikkat, adanmışlık ve neredeyse mistik bir yoğunluk hali ile yer alıyor. Romanın ciddi dikkat ve sabır talep etmesi de kesinlikle bundan ileri geliyor. Bu yapısal bütünlük, Fibonacci dizisi ve altın oran fikriyle desteklenmiş. Roman matematiksel düzeni işlemiş.Bölümler arasındaki ritim, tekrarlar ve genişleyip daralan anlatı, organik bir düzen hissi yaratıyor. Fibonacci burada matematiksel olduğu kadar