Sosyolojinin beşeri yaşama ve insanlar arasındaki ortak varoluşa vermeye hazır olduğu en büyük hizmet, ortak özgürlüğün en temel koşulu olarak bizi birbirimizi anlamaya ve kendimizi çevremizle birlikte kabul etmeye teşvik etmesidir.
Yobazlık, mutlak hakikate sahip olma iddiasıdır. Dolaylısıyla da bu hakikati, yakıp yıkarak bile olsa, herkese zorla kabul ettirmenin kendisinin sadece hakkı değil, görevi de olduğuna inanmaktır.
Toplamda Kur'an'ın yüzde 4'ü hukuka ve yüzde 0.7'si cezaya ayrılmışken, Kur'an'ın hemen hemen tamamı, iman ve ahlakı, "sırat-ı müstakimi/dosdoğru yolu", yani Allah'ın iradesini ve de rızasını gerçekleştirmek için peşinde koşulması gereken gayeleri ele alır.
Halbuki çağımızın bir Müslüman devleti "şeriatı tatbik etme" iddiasına kalkıştığında, ilk işi, genellikle, bu hükümlerin cezalandırmayla ilgili olanları başta olmak üzere o ilahi burukları az çok harfiyen kanun metni haline getirmek alıyor.
Batı'nın henüz sadece olayları anlatıp not eden vakanüvislerinin olduğu bir dönemde İbn Haldun Mukaddime'sinde şöyle yazıyordu:
"Genel sebeplerin kapısından özel olayların incelemesine girerek, beşer tarihini açıklayıcı bir anlatımla ele alıyorum... Siyasî olayların sebeplerini ve kökenlerini belirliyorum... Bizim bu konuyu ele alış tarzımız yeni bir bilim oluşturacaktır."