Fahrenheit 451, okuduğum en etkileyici kitaplardan biriydi dersem, kesinlikle yalan söylemiş olurum :) Çünkü genel itibariyle distopik kurgular beni sarsmıyor, korkutmuyor, endişelendirmiyor ve diğer türlerde olduğu kadar etkilenmiyorum. Sebebi üzerine düşündüğümde, benden kaynaklı ihtimalleri ihmal edersek aklıma tek bir ihtimal geliyor. Coğrafya... Yaşadığı ülkenin gündeminden ötürü ciddi gelecek kaygısı yaşayan toplumların bireyleri, bir distopik kurgudan ne kadar çok etkilenebilir. Sansasyonel ve kendinden emin bir ağızla söylemek gerekirse, Adolf Hitler yaşıyorken hiçbir Avrupalı okur veya entelektüel distopik kurgu romanlarından etkilenmez :) Size inandırıcı gelmiyor ise 1984, Cesur Yeni Dünya, Fahrenheit 451, Hayvan Çiftliği, Biz vs. gibi önde gelen distopik kurgu romanlarının yayınlandığı tarih veya sıçrayış yaşadığı yıla bakmanızı öneririm. Neredeyse tamamı 2. Dünya Savaşı sonrasına denk geliyor. Bu sebeple Fahrenheit 451'den etkilenebilmem için nereden baksanız 5 yıllık temiz bir işleyen demokraside yaşamam gerekiyor :)
Şimdi Fahrenheit 451'in bazı noktalarına değinmek isterim. Aksi durumda bu yazı Fahrenheit 451 inceleme yazısı olmaz. İncelemeye alınan, sosyal medya hesaplarım olur :)
Kitap bana Matrix filmindeki Cypher'ın 'Cehalet Mutluluktur' sözünü hatırlattı. Kitapta bu sözü ilke edinen bir dünya düzeni anlatılıyor, diyerek konuyu tek cümlede özetleyeyim. İtfaiyeciler yine halkın mutluluğu için varlar. Ama söndürmek için değil bu kez yakmak için. Çünkü insanlara acı veren, düşündüren kitaplar yakılmalı, yok edilmeli. Ancak bu şekilde düşünmeden eğlenip mutlu kalabiliriz. Bu haliyle bence oldukça özgün bir kurgu. Kitabı çok akıcı bulmadım fakat sonunda şöyle bir düşünceyle kitapla vedalaşabilirsiniz:
Düşünmemenin getirdiği mutluluk mu, sorgulamanın