"Avam (halk) tabakasının gönlü dünyalık için kırılır, istediği bir dünyalığa kavuşamayınca mahzun olur." Bu sözü duyunca mahzun olan ben :'). Her şeye üzülmek için fırsat arayan biriymiş gibi hissettim. Neden küçücük şeylere bile çok büyük anlamlar veriyorum, bilmiyorum. Anlam arayışını abarttım mı diye düşünüyorum bazen. Bir şeyleri çözümlemeye, derinlerde manalandırmaya çalışırken, bu durum beni andan uzaklaştırıyor, değil mi? Yaşamaya neden bu kadar mana veriyorum. Beni yaşayan bir varlık yapan ne? Bedenim, kalbim, ruhum ya da zihnim mi? Ruhum diye düşünüyorum ama ruhum bu dünyada zindanda gibi. Dar geliyor bedenim. Ruhum ne istiyor, yok olmak mı yoksa var olmak mı? Anın tadını çıkarmak neden bu kadar zor? Anın tadını çıkarmak dünyalık peşinde koşmamak gibi geliyor bana. Dünyalık isteklerin sonu gelmiyor çünkü. Zaten ne zaman bir şeyi çok istesem, onu kaybediyorum ya da ulaşamıyorum. Bu sefer de umutsuzluğa yaklaşıyorum. Vasatı, orta yolu bulmak, ifrat ve tefrit arasında gidip gelmek bir sınav.
Hayat istediğin her şeyi vermeyebilir, Ama neyin gerçekten sana ait olduğunu mutlaka gösterir. Kalanlarla değil, vazgeçebildiklerinle güçlenirsin...🥀🖤 .
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
İyi sandığınız insanların çoğu, eline fırsat geçmemiş kötülerdir.
İstersen her şeyi başarırsın" söylemi gerçek dışıdır. Hayat; sosyoekonomik şartlar, şans ve travmalarla dolu. Başarısızlığı sadece "yeterince istememeye" bağlamak, insanlara boş yere suçluluk yükler. Bazen elinden gelenin en iyisini yaparsın ve olmaz. Bu hayattır.
Günaydınnnnnn. Bizler etten kemikten ya da soğuk atomlardan değil; yaşanmış, anlatılmamış ve henüz yazılmamış hikayelerden yapılmış varlıklarız. Her sabah yatağınızdan kalktığınızda, heybenizdeki o güzel anlatıları yeryüzüyle paylaşmak için yeni bir fırsat doğar. Ancak modern dünya, her sabah önümüze pırıltılı bir illüzyon koyar ve bizi kendi hikayemize yabancılaştırmak ister. Güne başlarken zihninizi arındırmak için felsefenin dostluğuna sığının. Stoacı filozof Epiktetos , yüzyıllar öncesinden bize şöyle seslenir: "Hayatta önemli olan başımıza ne geldiği değil, ona nasıl tepki verdiğimizdir." Yani ve kısaca Epiktetos abimiz, kontrol edemediğimiz dış dünyaya (hava durumu, trafik, başkalarının kabalığı) öfkelenmenin anlamsızlığını anlatır. Sabah uyandığınızda başınıza gelecek olumsuzlukları değiştiremezsiniz ama onlara vereceğiniz tepkiyi, yani kendi iç huzurunuzu tamamen siz seçersiniz. Güne bu farkındalıkla başlamak, ruhsal bir zırh kuşanmaktır. Bu felsefi bilinci fiziksel bir güçle desteklemek ve güne biyolojik olarak mükemmel bir başlangıç yapmak ister misin sevgili okur.. Bunun için; Uyandıktan sonraki ilk 30 dakika içinde mutlaka büyük bir bardak ılık su için. Gece boyu susuz kalan vücudunuz, stres hormonu olan kortizolü yüksek salgılar. Su içmek, metabolizmayı uyandırarak bu stres seviyesini doğal yoldan düşürür. 20-20-20 Kuralı (Zihinsel Odak): Güne başlarken ilk 20 dakika telefon ekranına bakmayın (göz ve zihin yorgunluğunu önler). Sonraki 20 dakika hafif esneme hareketleri yapın. Son 20 dakikayı ise gününüzü planlamaya veya sessizce kahvenizi yudumlamaya ayırın. Tam olarak uyandıktan 90 dakika sonra kahve :))) Not: umarım Bevlet Bahçeli'nin hesaplamalarına benzemiştir 😂😂 merak edenler şuradan
Azgın Nefsin Şerrinden Korunmak
“Nefsin şerrinden korunmak”, İslâm ahlâkının tam merkezinde yer alan en hayati ve en önemli meselelerden biridir. İnsan hayatındaki en büyük mücadelelerden biri, dış düşmanlarla değil; insanın kendi içindeki nefisle verdiği mücadeledir. Çünkü nefis, kontrol edilmediğinde insanı günaha, kibire, azgınlığa, hevâ ve arzuların peşinden körü körüne gitmeye sürükleyebilir. Terbiye edilmediğinde insanı adım adım helâke götüren bu güç, terbiye ve tezkiye edildiğinde ise insanın manevî yükselişine, olgunlaşmasına ve hakiki kurtuluşuna en büyük vesile olur. Bu konuda hem Kur’ân-ı Kerîm’de hem Hadis-i Şerifler’de, ayrıca sahâbe ve tasavvuf büyüklerinin sözlerinde bizlere bırakılmış çok zengin, köklü bir miras vardır. 1. İlahi Kelâmda Nefis Terbiyesi Yüce Allah Kur’ân-ı Kerîm’de nefis terbiyesinin ve tezkiyesinin (arınmanın) gerekliliğini ve önemini açıkça ortaya koyarak şöyle bildirir: “Nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir. Onu kirleten ise ziyana uğramıştır.” (Şems, 9-10) Başka bir Ayet-i Kerime’de ise nefsin insanı her an kötülüğe ve harama sürükleyebilecek potansiyeli şöyle ifade edilir: “Ben nefsimi temize çıkarmam. Çünkü nefis, Rabbimin merhamet ettiği hariç, kötülüğü emreder.” (Yusuf, 53) Rabbimiz, nefsani arzuları frenlemenin ebedi mükafatını ise şu müjdeyle beyan buyurur: “Rabbinden korkan ve nefsini hevâdan alıkoyan kimsenin varacağı yer Cennet’tir.” (Nâziât, 40-41) 2. Sünnet-i Seniyye’de Nefis Mücadelesi İki Cihan Güneşi, Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurmuştur: “Gerçek mücahit, Allah Teâlâ’ya itaat yolunda nefsiyle cihad edendir.” (Sünen-i Tirmizî) Manevi uyanıklığın ve akıllılığın ölçüsünü bildiren bir diğer hadis-i şerifte şöyle buyurulur: “Akıllı kişi nefsini hesaba çeken ve ölüm sonrası için çalışandır.” (Sünen-i
Hayat ve İnsan