6/10
·48 syf.·
2026 31. kitabı
Tek solukta okunabilecek ince bir kitap. Tavsiye ederim. Bazı durumları özetledim ama spoiler içerir. Ömer'in çocukluğu babasının isteği üzerinde medresede geçer. Birçok kez falakaya maruz kalır ama tabi o zamanlar büyüklere saydgu sebebiyle ses çıkarılmaz. Babası, Ömer sekiz yaşında iken vefat eder ama babasının onu Kuranı Kerim öğrenmesi için gönderdiği ilimden memnundur. İlk öncelik Arapça, sonra Türçedir. Ve Ömer'e ilk Türkçe'yi abisi ilmihallerden öğretir. Fıskıyeler ile oynadıkları çocuklarla, bir adamın üstüne gelmesi sonucu adam çocuklara taş atar. Ömer'in topuğuna, arkaşınında beline isabet eder. Onlarda bu fıskıye işinin elebaşı olan arkadaşlarına fıskıye tutarlar ve çocuğu sırılsıklam ederler. Böyle de bir çocukluk geçirmiş olan Ömer, kaybolduğu bir zaman olur ve bayram günü babasını kaybeder. Daha sonra dayısının yanına yerleşirler.
Ömer'in ÇocukluğuMuallim Naci · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20198bin okunma
ŞARTLANDIRILIMIŞ RUHLARIN CESUR YENİ DÜNYA'SI
10/10
·272 syf.··
Beğendi
·
2025 541. kitabı
·
31 günde okudu
·
Okunma: 06 Eylül 2025 18:49
Bir zamanlar çok ileri bir gelecekteki insanoğlunun günümüz insanoğlunun sahip olduğu değerleri, kültürleri, hayatları, inançları, eğitimleri, devlet yönetimleri, bilim ve teknolojinin çok üstünde gelişmiş, ileri, çok farklı bir dünyadır. Özellikle bu dünyanın bilim ve teknoloji ile ulaştığı medeniyet günümüz medeniyetinden çok gelişmiş olduğunu düşündürürken bu medeniyete imrenerek keşke böyle bir toplumda yaşasam arzusu, imgesi ve düşüncesi seline kapılarak gıpta ile gelecekteki bir zamanların medeniyetine kendi toplumsal değerlerimizin bilinciyle değerlendirilir ,hemen benimseyemeyiz ve bilimden kaygı, endişe ve kuşku duyulur, insanoğlu bilimi gerçekte insanoğlunun faydası ve iyiliği için kullanabilecek mi düşüncesi ortaya çıkar .Çünkü yapay, yani suni bir medeniyet. ALDOUS HUXLEY şöyle söyler; ‘’Çünkü zaten işlerini zekice yapacaklarsa genel bir fikirleri olmak zorundaydı, ancak toplumun iyi ve mutlu üyeleri olacaklarsa ne kadar az bilirlerse o kadar iyi olurdu. Çünkü herkesin bildiği gibi tikeller, erdem ve mutluluğu getirir; genellikler ise entelektüel açıdan kaçınılmaz belalardır.’’ Bu çok gelişmiş medeniyetin bireyleri Londra Kuluçka ve Şartlandırma Merkezinde(KŞM) yaratılır ve topluma yararlı, az düşünen, sorgulamayan ve işini şikayetçi olmadan, söylenmeden ve hakkını aramadan üreten ve tüketen düzgün insanlar olarak Yeni PAVLOVÇU Şartlandırma Odalarında eğitim ve öğretimle yetiştirilirler. Dünya Denetçileri dünya düzenin kusursuz işlemesini sağlarlar. Her mesleğe ait gruplar halinde sadece bir meslek yapabilecek yetide ve yeteneğe sahip sağlıklı dimağlar kuluçka merkezinden çıkarılarak topluma kazandırılır. Bu medeniyette tıPkı kendinden önceki medeniyetlerde olan; alt sınıf, orta sınıf ve üst sınıf gibi toplumsal katmanları en alttan başlayarak en
Alıntı
Cesur Yeni DünyaAldous Huxley · İthaki Yayınları · 202173,3bin okunma
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Yedi tokat
Puan vermedi·168 syf.··
2025 264. kitabı
Kitapta yer alan bütün öyküler incelemeyi hak edecek kadar kıymetli. İçlerinden birini, beni en çok etkileyeni irdeleyeceğim. Insuk’un yaşadıklarını yedi tokada sığdırmış yazar. Okudukça anlıyoruz ki hayatın her hücresine sinmiş şiddetin, utancın ve hafızanın hikâyesini okuyoruz aslında. İlk tokadın bedende bıraktığı iz, kılcal damarların patlaması, yanağın şişmesi, kulakların uğuldaması birkaç gün içinde iyileşiyor gibi gözüküyor. Ama o tokadın zihinde açtığı yer asla kapanmıyor. Han Kang’ın dilinde tokat, hem bir an hem de sonsuzluğa yayılan hafıza. "Bugün ilkini unutmaya başlayacağı gün” cümlesi, travmanın bir tür takvim gibi günlere bölündüğünü hissettiriyor. Ama “yedinci tokadı unutacağı gün gelmeyecekti” dediğinde, bu takvimin hiçbir zaman tamamlanmayacağını anlıyoruz. Fiziksel yara iyileşse de hafıza, aynı noktada açık bir yara gibi kalıyor. Bu sahnelerde en çarpıcı olan, şiddetin yalnızca sorgu odasında yaşanıp bitmemesi. Eve dönüş, banyo, yemek yememe, telefon fişini çekme, atkıyı yüzüne çekip yürümek… Tüm bunlar tokadın devam eden yankısı, kişideki etkisi. Yüzündeki şişliğin, ağzının zor açılışının, çiğnerken yanağın sızlayışının, farkında olmadan yeni bir beden dili oluşturması. Han Kang bu ayrıntılarla, şiddetin bedenden gündelik hayata nasıl sızdığını, sıradan hareketleri bile nasıl dönüştürdüğünü gösteriyor. Bir de bu şiddetin aklı getirdiği başka görüntüler var. Fıskiye sahnesi, bu bölümün kalbinde duran imgelerden biri. Tokadı hatırlarken zihni, yıllar önce cesetlerin önüne fırlatıldığı fıskiyeye kayıyor. Bir insanın kişisel travması, toplumsal bir yaraya bağlanıyor. Burada anlıyoruz ki, Insuk’un hafızasında bireysel acı ile toplumsal felaketler yan yana duruyor; biri diğerini çağırıyor, birbirini tamamlıyor. Tokadı atan adamın tasviri ise rahatsız
1000Kitap
Çocuk GeliyorHan Kang · April Yayıncılık · 20242,140 okunma
Puan vermedi·168 syf.··
2025 6. kitabı
Çocuk Geliyor Han Kang Çocuk Geliyor,Han Kang’dan okuduğum 3.kitap.Başlayınca yerinize mıhlanıp kalıyorsunuz;olayların ortasında kalıyor,gece rüyalarınızda katliamları,işkenceleri görüp kan ter içinde uyanıyorsunuz.Yazar zaman ve şahıs kipleriyle öylesine başarılı oynayarak olayların ortasına koyuyor ki sizi,bittikten sonra bile kurtulamıyorsunuz.5/18 olayları diye bilinen katliamları anlatırken;Güney Kore ile kadertaşlığımızı gördüm.80 darbesinden çok sonra ülkemizde yaşanan tüm bir neslin entellektüel entelijansının katlinin detaylarına ulaşmadık mı?Aile bağları,komsu,arkadaşlık ve kişisel yanlızlıklarımız bile benziyor;işkenceler ,tek adamın zülmü bile!Cumartesi anneleri bile baska isimle orda da var.Bir fiskiye alegrosi var kitapta,beni benden aldı.Konu yine ağır,ama çok başarılı bir örgü içinde anlatılmış.ustanın eline sağlık.Bu arada kitabın kapak illüstrasyonunu çok beğendim:binlerce kişinin kanının bir arada kocaman bir kalpten akıp gittigini ve kuruduğunu düşündürdü.Etrafındaki ağaçlar bile kurumuş ama yaşam devam etmiş;tabii umutda,değil mi ki o güvercin kuru dallara konmuş!
Çocuk GeliyorHan Kang · April Yayıncılık · 20242,140 okunma
Dilin Afetleri
Puan vermedi·248 syf.··
2025 9. kitabı
Merhaba Gazali’nin İhya-u Ulumid-din adlı eserinin Dilin Afetleri kısmının kitaplaştırılmasıyla oluşturulmuş bir eserdir. Eserden önce yazardan bahsedelim. Zamanının bir çok tartışmasını da kazanmasıyla ünlü olan Gazali’yi hep merak etmişimdir. Celal Şengör’ün bile zekasına hayran olduğu bir Müslüman ilim adamı ve alimdir kendisi. Pamuk ateş deneyiyle sebep sonuç arasındaki bağlantıya kendi yorumunu getirmesi beni etkileyen diğer bir özelliğidir. 240 sayfadan oluşan oldukça akıcı bir kitap. Ben iki günde bitirdim. Kitap ağırlıklı olarak Peygamber efendimizin hadisi şerifleri, ona çok yakın olan sahabeler ve Dört halife’nin konuyla alakalı söylemlerinden oluşuyor. Kitabı iki cümleyle özetlemek gerekirse; “Dil serbest bırakıldığında kişiyi belaya sürükler. Sükut eden kurtulmuştur. (sav)“ der. Ama bundan kasıt aslında insanları konuşmaktan men etmek değildir. Gıybet, dedikodu gibi hususları o kadar detaylı ve örneklendirerek veriyor ki burada şu konuştuğum gıybet değilmiş diyorsunuz. Dinimin sınırlılıklarını daha iyi kavradım. Nefsimi hesaba çektim. Kitapta yazılanların yarısı aslında bildiğim şeyler, ama insanlar bildikleri şeyleri unutur hayatın hengamesinde nefsinin esiri olur. Bu kitap kalplerimizin temizlenmesi dilimizin arınması için bir fıskiye görevi görüyor. O yüzden kitaplıklarımızda bulunması yılda en az bir kere okunması gereken bir kitap olarak görüyorum. Kendimize sürekli hatırlatmamız gereken şeyler yazılı. Kitapta yazılanların hepsi çok değerli olmakla birlikte sosyal medya ve diğer platformlarda bu kitabı baya abartarak anlatanlar oldu. Bunların bir kısmı muhafazakar kesim olduğu için konuya çok farklı bir yerden yaklaşılacağını düşündüm. Ama kitap tahmin ettiğim gibi ele almış konuyu. Yani demem o ki abartı, mübalağa etmeye gerek yok. Hem bu kişilere
Dilin Afetleriİmam Gazali · Çelik Yayınevi · 201617,1bin okunma
Bu böyledir.
10/10
·90 syf.··
Beğendi
·
2023 27. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 22 Kasım 2023 21:37
Beyaz bir karanlık. Bu böyledir. Değiştirecek nesi var? Bu böyledir, çünkü geldik. Yolun sonuna mı? Hayır, lunaparka geldik. İç içe geçen parlak kırmızı, mor, yeşiller. Hepsi birleşiyor ve beyaz bir karanlık oluşuyor, gecenin karanlığı. Saat on bire yaklaşırken hep böyle olur geceler. Beyaz karanlık mı olur demeyin, elbet olur. Olmaz ise, bu karanlık değil de nedir? İnsanlar. İlerliyorlar. Kalabalık durmaksızın akan bir dere adeta. Ama sen Süleyman, sen derenin içinde değilsin, senin yerin orası değil. Senin yerin banka da değil, banka senin neyine? Yorgancı dükkanının ferahlığını hissetmedin mi dereden çıkınca? Ne diye bir daha giriyorsun içine? Hem Hafız Yaşar seni bekler. Daha hafızlığını tamamlamadın. Zeynep'in çeyizine dikilen yorgan pamuğu seni bekler. Belki sana da bir ilahi okur oradan. Süleyman felsefeden kaldı, kaldı da diplomasını alamadı. Halbuki Şinasi biliyordu, Süleyman'ın tuğla ocaklarında yetiştiğini, dul bir kadının oğlu olduğunu... Belli ki farkına varmadı, parkta kaldı aklı, onda kaldı. Peki Sabahat? Kimseye "sen" diye hitap etmedi. Saçlarını çözmedi, onları ağır ağır taramadı, tararken dalgınlaşmadı. Dalgınlaştı mı? Bilinmez, fıskiye su sesini fısıltıya dönüştürüyor. Manifatura çeşidi de iyice azalmış, İstanbul'a bir sefer yapmalı. Akşam Cabir Efendi'ye söz verdin, gitmek zorundasın artık. Şimdilik armudu bitirsen yeter, köroğlu icabına bakar. Armut bitti mi? Yarım kaldı. Saat on bire geliyor, şimdi çıkarsanız en aşağı on ikide evdesiniz. Çıkın tabii, ama çıkış ne tarafta? Boşuna arıyorsunuz, çıkış yok. Lunaparkın çıkışı mı olurmuş? Şimdi ya dereye katılacaksın, renk cümbüşünün seni kör etmesine, beyaz karanlığın seni içine çekmesine izin vereceksin ya da bir kenara oturup sabahı bekleyeceksin. Sabah ola hayrola. Sabah olacak mı ki? Sabahı
Bu BöyledirMustafa Kutlu · Dergah Yayınları · 20229,2bin okunma