merhabalar,
ilk yorumlayacağım kitabın favori kitabım olan "demian" olmasını istedim ve bu incelemede neden favori kitabım olduğu gayet net anlaşılacaktır diye düşünüyorum.
kitap ana karakter olan emil sinclair'in gençliğiyle başlıyor. karşılaştığı insanları, bu insanların hayatındaki etkileri ve daha önce düşünmediği şeyleri sorgulamaya başlamasını okuyoruz kitap boyunca.
belirli ve kalıplaşmış düşüncelerin dışına çıkmayan, dindar diyebileceğimiz bir ailede büyüyen sinclair, yol göstericisi demian ile tanışana kadar kendini tanımaktan ne kadar uzak olduğunun farkında bile olmuyor ve demian sayesinde küçük dünyasından sıyrılıp birçok şeyle yüzleşmeye başlıyor. hiç de kolay olmayan bu yolculuğun başlarında sinclair kendi evinde hakim olan iyiliğin dışında dışarısının tamamen kötülükle kaplı olduğunu fark ediyor ve zamanla benlik arayışını bu iki kavramla sürdürebiliyor. hem iyiliği hem de kötülüğü temsil eden abraxas tanrısı ise burada büyük bir yer kaplıyor diyebiliriz.
"kuş yumurtadan çıkmak için savaş veriyor. yumurta dünyadır. doğmak isteyen, bir dünyayı yok etmek zorundadır. kuş tanrı'ya doğru uçuyor, tanrı'nın adı abraxas'tır."
dünyanın bütün gerçekleriyle, iyilikle, kötülükle, dinle, ahlakla ve daha birçok şeyle yüzleşen sinclair sorguladığı sorularının cevabının hepsini demian'da bulmakta ve iyilik diye adlandırdığı yuvasından uzaklaşmaktadır.
"beni çektiğim üzüntülerden kurtaran rüzgâr hiç beklenmedik bir yönden esti."
“o zamana kadar pırıl pırıl, temiz bir dünyada yaşamış, bir çeşit habil yaşamı sürmüştüm. oysa şimdi kabil olup çıkmıştım adeta, işte öylesine derin bir uçuruma yuvarlanmış, batağa saplanmıştım.”
yaşamını bu tür cevap arayışlarıyla sürdüren karakterimiz büyüdükçe demian gibi başka kişiler de tanımakta ve hepsinden bir şeyler