"BİLİNÇ VE BİLİNÇDIŞI"
"Bilinçdışı", kısaca, "bilmediğimiz şey" anlamına gelmektedir. "Bunlar bilinçdışında olduğundan, var olduklarını kanıtlamak mümkün bile değildir, zira bilinçdışının esas karakteri bilinmezdir." Bilinçdışı, bu sebepten, "negatif bir hudut terimidir, 'orası karanlık' demek yerine geçer. Gerçekte orada ne gerçekleştiğinin hiçbir bilgisine sahip değiliz. Fakat varsayımımız odur ki, şu anda bilincinde olmadığımız şeyler öyle ya da böyle yine de vardırlar."
Her sabah uyandığımızda “bilincimize” kavuşuruz. Düşünür, karar verir, hisseder ve eylemlerimizin farkında oluruz. Peki ya tüm bu süreçlerin altında olup bitenler? Jung’un dediği gibi, bilinç, zihnin görünen yüzüyse, bilinçdışı onun devasa buz dağının su altında kalan kısmıdır.
Bilinç, kim olduğumuzu sandığımız yerdir. Gündelik benliğimiz, mantığımız, irademiz ve odaklandığımız anlar buraya aittir. Jung’a göre bilinç, görece geç bir evrimsel kazanımdır ve oldukça kırılgandır. Kolayca dağılır, yorulur ve her şeyi kapsamaz. Aslında bilinç, zihnimizin yalnızca küçük bir adacığıdır.
Analitik psikolojinin kurucusu Carl Gustav Jung dendiğinde çoğumuzun aklına karmaşık semboller, arketipler ve derin teoriler gelir. Peki ya tüm bu zengin içerik, üniversite sıralarında öğrencilere anlatıldığı gibi sade ve anlaşılır bir dille karşımıza çıksaydı?
Jung’un ETH Zürih’te verdiği derslerden derlenen “Bilinç ve Bilinçdışı” isimli eser tam olarak bunu yapıyor. Üstelik sadece teoriyle kalmayıp, rüyalar üzerine pratik yorumlamalar ve günlük hayatın içinden his, duygu ve davranış tanımlamalarıyla bütüncül bir bakış sunuyor.
Eser, âdeta bir üniversite dönemine yayılmış 12 ders akışı şeklinde ilerliyor. Her ders, bir öncekinin üzerine inşa edilirken Jung’un kuramının zaman içinde nasıl olgunlaştığını da gözler önüne