Bırak son bir kez öpeyim alnından!
Seni terk etmek üzre olduğum şu an,
Bir gerçeği söyleyeyim giderken –
Haklıydın "günlerin bir rüya" derken.
Ama kanatlanıp çekip gittiyse
Umut bir gecede ya da bir günde
Bir hayal uğruna, bir hiç uğruna;
Büsbütün kayboldu denir mi buna?
Gördüğümüz, göründüğümüz veya
Her şey rüya içindeki bir rüya.
Kıyıdayım dalgaların vurduğu
Ve suların uğuldayıp durduğu
Yerdeyim maviliklerin ucunda.
Altın kum taneleri avucumda.
Fazla değillerse de yine onlar
Kayıp derinliklere akıyorlar
Bense ağlıyorum – hep ağlıyorum
Tanrım! Tutabilir miyim, diyorum,
Tanrım! Kurtaramaz mıyım, diyorum
Dalgalardan, bir tanesini bile.
Gördüğümüz, göründüğümüz veya
Değil midir rüya içinde rüya?
Gözlerini görüyordum yalnızca – her şeydiler benim için
Gözlerini görüyordum yalnızca
– Yalnızca gözlerini saatler boyunca
Gözlerini görüyordum ay batınca
Nice vahşi sevda öykülerini kazıyormuş gibiler
Yıllar önceydi, yıllar yıllar önce,
Deniz kıyısındaki
O diyarda bir genç kız yaşıyordu
Bilirsiniz adını, ANNABEL LEE; –
Düşünmezdi hiçbir şey benim olmaktan başka,
Sevmekten başka beni.
Ben çocuktum o çocuk o deniz ülkesinde
Sevdik birbirimizi
Aşktan büyük daha özge bir aşkla
Ben ve canım Annabel Lee –
Bir sevda ki gökte uçan melekler
Kıskanırlardı bizi.
Ve bu yüzden yıllar ve yıllar önce
Deniz kıyısındaki
O diyarda soğuk bir rüzgâr esti buluttan
Dondu canım Annabel Lee
Soyluydu, hanedandan biri gelip götürdü,
Bırakıp gitti beni
Bir mezara gömdüler o diyarda
Deniz kıyısındaki.
Pek hoşnut değillerdi sanki gökte melekler,
Kıskanmışlar mıydı onu ve beni; –
Evet! Buydu nedeni (herkes bilir yaşayan o diyarda
Deniz kıyısındaki)
Bu yüzden esti gece o dondurucu rüzgâr
Böyle öldü Annabel Lee.
Aşkımız uzak aşktan güçlüydü, ötekiler
Bizden yaşça ileri –
Bizden başça ileri –
Niceleri; ne gökteki melekler,
Beni isteyorsun,
Bahçeni sulayayım diye.
Sonra o tomurcuklar biraz ben..
Sonra o çiçekler biraz ben..
Sonra o yemişler biraz ben..
Ve bir öğle sıcağında
Yapraklarımın gölgesinde
Avaz - avaz sen.