Puan vermedi
Kur’an ve hata kelimelerini arama motoruna yazınca ilk karşımıza çıkanlardan birisi miras paylaşımı hususunda Kur’an’da hata olduğu iddiası. Meşhur ateist ve İslam karşıtı Turan Dursun’un sitesinde aklını imanının önüne engel olarak koyan gençler, bu miras ayetlerini gündeme getirip tabiri caizse “Kur’an’da çok bariz bir matematik hatası var ve şayet kusursuz olduğu iddia edilen Allah tarafından gönderilmiş bir kitap olsaydı bu bariz hata olmazdı” demeye getiriyorlar. Ve bu iddiaya cevap vermek için kolları sıvayan gayretli ve aklını kullanan -bir kısmı âlim- birçok Müslüman zat internet sitelerinde meseleyi gündemlerine taşıyor. Birbirinden çok farklı cevaplarla ayetleri izah etmeye çalışanlar ne yazık ki tatmin edici bir cevap ortaya koyamıyor. Diğer yandan bu hata iddiasının hararetle cevaplandırılması için samimi bir şekilde birçok siteye bu husus, soru olarak iletiliyor. Mesela; payın paydadan fazla çıkması ile sonuçlanan hesap ile malın Kur’an’daki oranla dağıtılmasının imkânsız olduğunu iddia eden ateistlerin bu iddiası ‘sorularlarisale’ sitesine sorulduğunda site yöneticileri bu konunun risalelerde izah edildiğini söylüyor. Ve site konudan bağımsız olarak, risalelerde geçen kadın ve erkeğin paylarının farklılığı üzerine yapılan bir izahı paylaşıyor ve meseleye net bir çözüm getiremedikleri hissedilmiş olunmalı ki cevabın sonunda ‘sorularlaislamiyet’ sitesine yönlendirmede bulunuluyor. Sorularlaislamiyet sitesi ise konu ile ilgili Prof. Dr. Hamza Aktan’ın Mukayeseli İslam Hukuku kitabından alıntıladığı pasajı paylaşıyor. Site avliye meselesini anlatmaktan öteye gidemiyor. Payın paydadan büyük çıkması durumu ilk defa Hz. Ömer döneminde bir paylaşım sırasında ortaya çıkıyor ve mesele ashap ile istişare ediliyor. Sonunda paydayı payla eşitleyip taksimat o
Kur'an'da Hata YokHalis Aydemir · Enki Yayınları · 20127 okunma
10/10
·124 syf.··
Beğendi
·
2026 170. kitabı
·
15 saatte okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 15:22
"SABAHIN KÜKREYİŞİ" "Bazen kendimi bir anlığına zamandan ve mekândan, bağlılıktan ve çekingenlikten kurtarmayı başarıyorum. O zaman hayatıma zorla girmiş olan insanlar, köpekler ve günahlar pislik gibi kayboluyor ve o kutsal ruh halinde artık kendi varlığımla çelişmiyorum." Karayip edebiyatıyla ilk tanışmam bu kitapla oldu. Ama bu, “olay örgüsü, düğüm çözülüyor” tadında bir roman değildi. Ölümün eşiğindeki bir insanın kendisiyle hesaplaşmasıydı. Büyük patlamalar, entrikalar yoktu. Sadece bir hayat, bir oda, bir nefes ve bolca sessizlik vardı. Yazar, karakteri konuşturarak bize ölümü değil, yaşayıp yaşayamadığımızı sordu. Yazar, bizi tropik bir adanın yalnızlığına, kitapların ve köpeklerin eşlik ettiği uzun bir geceye davet ediyor. Yaşlanmış anlatıcının iç hesaplaşması, doğanın gece sesleriyle iç içe geçerken, bizler bilinçle bilinçdışı arasında salınan düşüncelerin akışına kapılıyoruz. Yalnızlığın, dışlanmışlığın ve varoluşsal yabancılaşmanın izini sürerken, insanın doğayla kurduğu kırılgan ilişkiyi ustalıkla işliyor. Her sayfada ölüm ve yalnızlık temaları, Karayipler’in büyüleyici ama bir o kadar da ürkütücü atmosferinde yeniden şekilleniyor. Bazen bu kırıntılar arasında ben de koptum. Çünkü alıştığımız tempoya değil, yavaşlığa davet ediyor. Ama kopuşlarımın arasında yalnızlığı daha net hissettim. Karakter yalnızlaştıkça ben de kendi yalnızlığımla yüzleştim. En çok sevdiğim kısımlar karakterin geçmişinden gelen kesitler oldu. O anlar kitaba nefes verdi. Yazar burada sadece bir hayat anlatmıyor. Arada insanlara, devlete, gücün kötüye kullanımına dokunduruyor. Bazen alayla, bazen tokat gibi direkt. “İnsanların acımasızlığı” dediği yerde sustum. Çünkü o acımasızlığı hepimiz bir yerlerde gördük, belki de yaptık. Ben gerçekten mutlu muyum? Beni en çok vuran yer
Edebiyat
Sabahın KükreyişiTip Marugg · İdeal Kültür Yayıncılık · 202528 okunma
Reklam
Puan vermedi·104 syf.··
2026 78. kitabı
Nietzsche’nin amor fati kavramı, yalnızca “kaderi sevmek” şeklinde basit bir kabulleniş anlamına gelmez. Buradaki kader anlayışı, klasik anlamda önceden belirlenmiş bir yazgıya teslimiyet olarak değil; var olan her şeyin kendi zorunlulukları, nedenleri ve sonuçları içinde değerlendirilmesi olarak ele alınmalıdır. Bu anlamda kader, geniş bir determinizm fikriyle ilişkilidir: Olaylar rastgele, sebepsiz veya yalnızca tesadüflerin sonucu olarak gerçekleşmez; her oluş, kendinden önce gelen koşulların ve ilişkilerin içinde ortaya çıkar. İnsan, içinde bulunduğu koşullar tarafından etkilenirken aynı zamanda seçimleri, tepkileri ve eylemleriyle yeniden etken hâle gelir. Nietzsche’nin amor fati anlayışındaki temel nokta da burada ortaya çıkar. İnsan, kontrolü dahilinde olan şeylere yönelir, seçimlerini yapar ve ardından bu seçimlerin doğurduğu sonuçları bütünüyle kabul eder. Sonuçlar olumlu ya da olumsuz olsa bile onları reddetmek yerine yaşamın bir parçası olarak görür. Çünkü Nietzsche için hata, acı veya kayıp bile insanın kendisini ve dünyayı anlamasında bir öğrenme kaynağıdır. Bu düşünce daha sonra varoluşçu düşüncenin de beslendiği noktalardan biri hâline gelir. İnsan geçmişte yaşananları değiştiremez ancak onlara vereceği tepkiyi seçebilir. Koşullar ne olursa olsun, içinde bulunulan anın değer taşıdığını görmek ve o ana anlam katmak gerekir. Nietzsche’nin amor fatiyi “insanın iyiliği için bulduğu bir formül” olarak değerlendirmesinin sebebi de budur. Bu nedenle kaderi sevmek, Tanrı’nın insan için yazdığı hazır bir plana boyun eğmek anlamına gelmez. Nietzsche’de amor fati, zorunlu olanı sevmek; hayatın bütün parçalarını —güzeli ve çirkini, başarıyı ve başarısızlığı— reddetmeden kabul edebilmek anlamına gelir.
Kaderini Sev, Çünkü Aslında Hayatın Bu - NietzscheTaner Şanlıoğlu · Destek Yayınları · 20203,607 okunma
Aradığını Bulamayanlar Kulübü (:
Puan vermedi·312 syf.··
2026 28. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 04 Haziran 2026 21:23
Büyük beklentilerle başlayıp hayal kırıklığıyla biten kitaplar serisinde bugün: Taş Kâğıt Makas Ne Yaptığını Biliyorum ’u hem okumuş hem de dizisini keyifle izlemiş biri olarak bu kitaptan beklentim çok başkaydı. Ama ne yazık ki o ritmi, o derinliği yakalayamadım. Alice Feeney ’nin tarzını az çok biliyoruz; derin edebi cümleler yerine, hızla ekrana uyarlanabilecek, ters köşelerle yürüyen hikayeler yazıyor. Bu kitap da tam olarak o "dizisi çekilecek kitaplar" formülünden çıkmış gibiydi. Kötü diyemem, akıcılığına da lafım yok ama hikaye bana bir türlü geçmedi, karakterlerle bağ kuramadım. Sanırım bu sefer formül benim üzerimde çalışmadı. Benim için yazarın diğer kitabının gerisinde kalan, hızlıca tüketilip unutulacak bir kurgu oldu…
Ben ve Düşüncelerim
Taş Kâğıt MakasAlice Feeney · Yabancı Yayınları · 20238,5bin okunma
10/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2026 152. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 02 Haziran 2026 00:00
"İSTEDİĞİM İNSAN OLMA YOLUNDA" "İnsanın ruhsal yolculuğu bir merdiven gibi değil, bir sarmal gibi ilerler; aynı noktaya benzer duygularla dönsek de her dönüşte yeni bir farkındalık kazanmış oluruz." Hayat uzun bir yolculuk. Kimimiz dümdüz yolda giderken kimimiz kaygan, taşlı, dik yokuşlardan geçiyoruz. Bazen bir tümsek sarsıyor bizi, bazen uzun bir düzlük yanıltıyor. Biz ise bu yolculukta sadece sınırlı yolcularız. Bu yolculukta en çok ihtiyaç duyduğumuz şey nedir? Çoğumuz “reçete” deriz. Bize ne yapacağımızı söyleyecek, bizi hızla iyi hissettirecek bir cümle, bir formül ararız. Ama ya iyi hissettiren cümleler, tam da bu yüzden bizi asıl gerçeklikten uzaklaştırıyorsa? “Kendine güven”, “pozitif kal”, “kimseye ihtiyacın yok”, “her şey senin elinde”… Bu cümleler kulağa ne kadar tanıdık, değil mi? Ancak bu reçetelerin çoğu, insanın kırılganlığını yok sayan, eksik ve indirgemeci bir dil taşıyor. “İstediğin insan olmak” denildiğinde akla gelen ilk şey, çoğu zaman “daha başarılı, daha güçlü, daha mutlu” olmak oluyor. Oysa istediğimiz insan, belki de tam tersine, kırılganlığına evet diyebilen, başarısızlığıyla yüzleşebilen ve mutsuzluğunu inkar etmeyen biridir. Her insanın içinde sessizce yankılanan bir soru vardır: Gerçekten ben kimim? Ve daha da önemlisi, kim olmak istiyorum? Bu soruların peşine düşmek, insan olmanın belki de en kadim ve en kıymetli yolculuğudur. “İstediğim insan olma yolunda” olmak, bir varış noktasına ulaşmaktan çok, yürüdüğümüz yolun kendisidir. Ve bu yol, göründüğü kadar düz ve aydınlık değildir; inişleri çıkışları, kaygan taşları, derin tümsekleri ve bizi bekleyen karanlık virajları vardır. Gerçek yolculuk, popüler söylemlerin dayattığı bu “kusursuz insan” illüzyonundan sıyrılmakla başlar. Çünkü sahte bir hedefe yürümek, insanı kendi gerçekliğinden
Edebiyat
İstediğim İnsan Olma YolundaEsra Oras · Timaş Yayınları · 202621 okunma
Veba: Kötülüğün Karşısında İnsan Kalabilmek
8/10
·304 syf.··
2026 32. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 19:48
Albert Camus'nün Veba romanı ilk bakışta bir salgın hikâyesi gibi görünür. Oysa romanın asıl konusu hastalık değil, insanın kötülük karşısındaki tutumudur. Camus, Oran kentini veba mikrobu ile kuşatırken aslında insanlık tarihini kuşatan daha büyük bir sorunun peşindedir. İnsan, yenemeyeceğini bildiği bir kötülüğe karşı neden mücadele eder? Romanın gücü de zayıflığı da bu sorunun etrafında şekillenir. Camus'nün dünyasında kötülük istisnai bir durum değildir. Veba yalnızca bir hastalık değildir. Savaş, baskı, fanatizm, ideolojik körlük ve insanın insana uyguladığı her türlü tahakkümün simgesidir. Romanın sonunda doktor Rieux'nün söylediği gibi, veba mikrobu hiçbir zaman tamamen ölmez. Bu düşünce yalnızca biyolojik bir gerçeği değil, insanlık durumunu anlatır. Kötülük her zaman geri dönebilir. Bu noktada Camus'nün çağdaşlarından ayrıldığı görülür. O, tarihi nihai bir kurtuluşa doğru ilerleyen bir süreç olarak görmez. Ne dinî kurtuluş vaadine ne de siyasi ütopyalara güvenir. Çünkü ona göre insanlık tarihi, iyiliğin kesin zaferlerinden çok, kötülüğün tekrar tekrar farklı biçimlerde ortaya çıkışlarının tarihidir. Ancak Camus'nün karamsarlığı umutsuzluğa dönüşmez. Veba'nın merkezindeki asıl fikir, kötülüğün varlığı değil, ona rağmen insan kalabilme çabasıdır. Doktor Rieux'nün kahramanlığı burada ortaya çıkar. O ne bir azizdir ne de bir devrimci. Dünyayı kurtaracağını düşünmez. Sadece ölen insanların yanında durur. Camus'nün ahlakı tam da burada şekillenir. İnsanlık, büyük ideallerden önce başkalarının acısını azaltma sorumluluğudur. Bu yaklaşım günümüzde de son derece değerlidir. Çünkü modern insan çoğu zaman büyük davaların peşinde koşarken somut insanı unutabilmektedir. Adalet adına baskı, özgürlük adına şiddet veya kutsal değerler adına dışlama üretebilmektedir.
VebaAlbert Camus · Can Yayınları · 202424,6bin okunma
Reklam
Reklam