İrfan mektebi ve tefekkür...
Tefekkür, irfan mektebinde ömür boyu sürdürülmesi gereken bir süreçtir... İrfan mektebi, hocalık ünvanlarıyla ya da akademik diplomalarla nihayete eren bir okul değildir; aksine ömür boyu süren, her anı ayrı bir idrak ve uyanıklık gerektiren bir gönül ve zihin yolculuğudur. Bu mektebin en mühim, en zahmetli ve en kurucu dersi ise şüphesiz ki "tefekkürdür". Tefekkür; sıradan, pasif bir düşünme eyleminin çok ötesinde, varlığın özüne bakma, kâinâttaki o muazzam nizamın her bir zerresinde bilincin izini sürme gayretidir. Bu yönüyle tefekkür, teoride bırakılacak bir kavram değil; hayatın tam merkezinde, pratik ederek yaşanması gereken bir "staj" disiplinidir. Bu stajın ne bir mesaisi ne de emekliliği vardır; o, her nefeste kalbi ve zihni uyanık tutma mücadelesidir. Enfüs ve âfak dengesi tefekkür stajının en büyük imtihanıdır, terazinin iki amansız kefesi olan "enfüs (iç dünya)" ile "âfak (dış dünya)" arasındaki mizanı kurabilmekte saklıdır. İnsan fıtratı, bu iki alemden birine fazla daldığında diğerinin dengesini bozmaya meyillidir: Âfakta ileri gidip enfüsü ihmal etmek... Dış dünyayı, maddeyi, somut gerçekliği ya da kariyeri ne kadar imar edersek edelim; içeride derin bir anlam boşluğu, kuraklık ve bilinç kaybı doğurur. Dışarısı ne kadar ihtişamlı olursa olsun, içerisi viraneye döner. Enfüste ileri gidip âfakı ihmal etmek... Kendi iç dünyamıza, soyut tefekkürümüze ya da maneviyatımıza öylece gömülmek; dış dünyadaki sorumluluklarımızı, hayatın pratik gerçeklerini ve toplumsal ödevlerimizi ıskalamamıza yol açar. Bu da insanı hayattan kopuk, eylemsiz bir sığlığa iter. Hakiki denge, enfüsteki o derin manayı alıp âfakta bir amele, bir esere, bir faydaya dönüştürebilmektedir. Biri kök ise, diğeri daldır; biri olmadan diğeri mutlaka kurur. İfrat ve tefrite karşı dengenin
"Hikâye, geçmiş değildir." - Jacques Lacan Lacan'ın bu formülü, psikanalizin zamansallık eksenenini sorunsallaştıran ve geçmişe ilişkin anlayışını özetleyen en önemli ifadelerden biridir. Bu cümle ilk bakışta paradoksal görünür. Çünkü gündelik dilde hikaye ile geçmiş neredeyse eş anlamlı kabul edilir. Oysa Lacan burada tam tersini söylemektedir: Geçmiş ile hikaye aynı şey değildir. Bu formül özellikle _*Séminaire I, Les Écrits techniques de Freud*_ (1954) bağlamında söylenir. Lacan burada Freud'un tedavi anlayışını postfreudyenlerden kurtarmak için onu yeniden okumaktadır. Tartıştığı temel soru şudur: Psikanaliz geçmişte gerçekten ne olduğunu ortaya çıkarmaya çalışan bir arkeoloji midir? Lacan'ın cevabı hayırdır. Analiz, geçmiş olayların nesnel bir envanterini çıkarmaya çalışmaz. Çünkü özne için belirleyici olan şey, geçmişte ne yaşandığı değil, bugün o yaşananlara hangi anlamın verildiğidir. Başka bir ifadeyle, olay ile olayın özne tarafından tarihselleştirilmesi aynı şey değildir. Bu nedenle Lacan şöyle der: "Tarih geçmiş değildir. Tarih, geçmişin şimdi içinde tarihselleştirilmiş halidir." ( _*L'histoire, ce n'est pas le passé ; l'histoire, c'est le passé dans le sens où il est historicisé dans le présent.*_ ) Burada Freud'un _*Nachträglichkeit*_ (après-coup / sonradan-etkililik) kavramı devreye girer. Bir olay yaşandığı anda belirli bir anlam taşımayabilir. Hatta sıradan ve önemsiz görünebilir. Ancak yıllar sonra özne başka gösterenlerle karşılaştığında, aynı olay bambaşka bir anlam kazanabilir. Olay değişmez; fakat olayın öznenin tarihindeki yeri değişir. Örneğin çocuklukta yaşanan bir sahne, o anda hiçbir önem taşımamış olabilir. Ancak ergenlikte veya yetişkinlikte, okuma ve kartellerde psikoseksüel gelişim aşamaları üzerinden sık anlattığım üzere, aynı
Psikoloji
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Zararına Çalışan Rafineriler: Çin'in Sessiz Hesabı Mart 2026'da Çin'in Shandong bölgesindeki bağımsız rafinerilerin işleme marjı ton başına eksi 530 yuan'a geriledi. Yani bu tesisler her ton petrol işlediklerinde para kaybediyorlardı. Ve rekor düzeyde üretmeye devam ettiler. Serbest piyasa mantığıyla bu açıklanamaz. Ama jeopolitik mantıkla son derece tutarlıdır. Konuya dönelim. ABD, İran'a yönelik yaptırımlarını 2026'nın ilk yarısında sıkılaştırdı. Nisan ortasında başlattığı deniz ablukasıyla İran petrolünün küresel sisteme erişimini kesmeye çalıştı. Pekin ise buna karşı üç hamle yapmıştı — ve hepsini abluka başlamadan önce. Birinci hamle: Petrol rezervi kalkanı. Çin, 2026'nın ilk aylarında yaklaşık 1,2 milyar varillik stratejik petrol rezervine ulaştı. Bu, 109 günlük ithalat kapasitesi demekti. Abluka başladığında Pekin zaten hazırdı; ABD'nin şantaj değeri fiilen sıfırlanmıştı. İkinci hamle: Hücre sistemi. Sinopec ve CNOOC gibi Çin devlet şirketleri İran petrolünden tamamen çekildi. Bu ticareti, küresel finans sistemiyle entegre olmayan "teacup" (çaydanlık) rafinerilerine devretti. Bu rafineriler ABD yaptırımlarıyla vurulsa bile hasar lokalize kalıyor; Çin'in ana finansal omurgası zarar görmüyordu. Üçüncü hamle: Örtülü sübvansiyon. İşte o eksi 530 yuan marjı burada anlam kazanıyor. Pekin, bu rafinerileri zararına çalıştırarak İran rejimine can suyu taşıdı. Çünkü bu finansal zarar, İran'ın topyekûn çöküşünün getireceği stratejik faturadan çok daha ucuzdu. Çin'in hesabı neydi? Pekin, ABD'nin Ortadoğu'da güç ve kaynak harcamasından stratejik memnuniyet duyar. Ama İran'ın tamamen çökmesi de işine gelmez. İran, Çin için sadece bir enerji tedarikçisi değil; Kuşak ve Yol Girişimi'nin kara koridorunun kilit halkasıdır. On yıllık altyapı yatırımları, bir çöküşün molozları
1000Kitap
Hamdi Ulukaya'nın eski eşi Ayşe Giray’ın Florida’da Türk fidyeciler tarafından silah zoruyla kaçırılıp 4 milyon dolar fidye istenmesi olayının arkasındaki gizem!. Kamuoyu onu sadece "saygın bir çocuk doktoru" olarak bilirken, fidyeciler onun Chobani’den 500 milyon dolarlık devasa bir uzlaşma tazminatı aldığını biliyorlardı. Bu veriler, yapbozun eksik parçalarını öyle bir birleştiriyor ki, ortaya çıkan tablo tam bir "Succession" dizisi senaryosu. Yani o tekinsiz coğrafyanın şiddet ve ganimet refleksi, kadını sadece eski eşinin gölgesi olduğu için değil, Amerikan mahkemelerinde koparılan o gizli 500 milyon dolarlık büyük pastanın sahibi olduğu için hedef almıştı. Kapitalizm, kitlelere satacağı kahramanların hikayesinin her zaman "temiz ve kusursuz" olmasını ister. "Munzur dağlarında çobandım, cebimde beş kuruş yoktu, eski bir fabrikayı mucizeyle dev bir markaya dönüştürdüm" anlatısı, Chobani’nin en büyük pazarlama emtiasıydı. Ancak metinde belirttiğiniz iddialar acı gerçeği fısıldıyor. İlk Sermaye: Arkada yine bir kadının ve onun ailesinin sattığı toprakların parası (500 bin dolar) var. Yani ortada "sıfırdan" ziyade, bir başkasının sermayesinin üzerine basarak yükselme durumu mevcut. Formül Hırsızlığı ve Rüşvet: Yunan tarzı yoğurdun (Fage tarzı) reçetesinin rüşvetle çalındığı iddiası, endüstriyel kapitalizmde sıkça gördüğümüz kurumsal casusluğun en çiğ örneklerinden biri. Ticari başarı, iddia edildiği gibi bir "Anadolu dehası" değil, rakibin sırrını ele geçiren pragmatik bir hamle üzerine kurulmuş. İşte bu detay, Hamdi Ulukaya’nın Türkiye’de neden bu kadar agresif bir sponsorluk şovuna giriştiğini finansal ve psikolojik olarak mükemmel açıklıyor. 2015’teki o büyük davadan ve fon girişlerinden sonra Ulukaya’nın operasyonel yetkileri elinden alındıysa ve kendisi
1000Kitap
ෆBİR ALINTI BIRAKෆ
Kendine Hoş Geldin 52.syf: Robin Sharma’nın da dediği gibi: “İnsan, beklentisi kadar mutludur. Formül: sıfır beklenti, sonsuz mutluluk...”
1000Kitap
maliz abi ocuz abi neden variz biz inadina variz abi ocluk degil mi biz ocuz abi hicbir ise yaramayiz ama formul olarak kafa karistirirz abi