"Âteş gibi bir nehr akıyordu
Ruhumla o ruhun arasından"
***
İstanbul'dan Bursa'ya bir çekiliş. Sadece coğrafi konum değişikliğin, haritadan kendine bir yer seçişin hikâyesi değil. İstanbul'un içinde Bursa saklıdır. Bursa sancılarla İstanbul'u doğurmuştur. Bir kordon, bir göbek bağı ile bağlıdır birbirine bu iki şehir hem ontolojik hem metafizik olarak. Bir embriyolojik varlık tutuştur toprağın sathında bu süreç. İstanbul'da yorulan Bursa'ya çekilir. İstanbul'un fazlalıklarından sıyrılmak için Bursa'yı okumaya giriştiğimi hatırlıyorum bir zamanlar...Tanpınar'ın Bursa'sına. Belki bu yüzden İstanbul-Bursa düzalizmi üzerine okumayı tercih ettim bu kitabı.
****
Kitabın sonunda Tur-i Sîna'da Hz. Musa'nın Allah tarafından, o an en çok ihtiyaç duyduğu şey ile karşılandığını anlatır Samiha Hanım. Çok soğuk ve karanlık bir gecede yalımlı bir ateş! "Anestu naran"...Ateş ağacı olarak tavsif olunur bu ağaç ki kitaba isim olmuştur.
Ateş insanı ilahî olana çeker! Pervâneleri hatırlayın: âteş-i aşkı.
Hz. Musa ve Hz. İbrahim'in ateş ile olan imtihanını düşünün.
***
Cemil içindeki ateşi diri tutmak için İstanbuldan Bursaya gitmiştir. Juliette ise hiç beklenmedik bir anda ateşin hakikati ile karşılaşmıştır. Ateşi aşka, aşkı ateşe eşitleyen denklem yürek yangınının formülünü verir. "Leylâ'dan Mevlâ'ya" denilerek formülize edilen bu irtibat insanın varlığında yankılanan bir hakikattir.
***
Aşk maddî olanı eritip ardındaki mânâya vasıl olma çabasıdır. Yazının başına aldığım Hâşim'e ait âteşîn mısralar, aşkın iki unsuru olan âşık ile mâşuk arasında câri olan hakikatin ilk durağıdır.
İtiraf edeyim Cemil ile Juliette'yi okuyunca aklıma Ahmet Yüksek Özemre'nin Nuran'ı geldi...Ne güzel anlatmış Samiha Hanım. Saf, duru...İçimizde bir yerlerde uyuyakalan bir hissi tatlı bir bûse ile