Qui n'avance pas, recule. [Fr. İlerlemeyen, geriler.]
Qui n'avance pas, recule. [Fr. İlerlemeyen, geriler.]
Sayfa 355·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam
Sayfanın tamamını paylaştım. Gerçek okurlar yorumlara :)
Hz. Peygamber [sallallahu aleyhi vesellem], âlemlere rahmet olarak gönderildi. Bununla birlikte o da bir insandı. Her beşer gibi yer ve içerdi. Çarşıda yürür, insanlarla konuşur, evinde ailesiyle ilgilenirdi. Kurbanını kendi eliyle keser, zaman zaman yemek hazırlardı. İnsani ihtiyaçları vardı. Yorulur, dinlenir, uyur, yürür, tebessüm eder, insanlarla konuşurdu. Şahsi eşya ve binekleri vardı; bazılarına isim verirdi. Mesela "Sedâd" isimli bir yayı, "Sekb" adında beyaz bir atı, "Ya'fûr" lakaplı bir merkebi vardı. Bütün bunlar bize şunu düşündürüyor: Efendimiz [sallallahu aleyhi vesellem] bir taraftan dünyadan kalben uzak, ruhen derin bir ubudiyet halinde yaşarken diğer taraftan son derece tabii bir şekilde hayatını sürdürdü. Efendimiz'in [sallallahu aleyhi vesellem] yaşayışıyla bizim yaşayışımız arasın-da önemli bir fark var: O, hayatı ibret ve tefekkürle yaşadı. Uyurken, uyanırken, yemek yerken, yürürken, konuşurken, hatta şaka yaparken bile... Hayatın her anında anlamlı ve deruni bir hal içinde oldu. Bunu düşündüren hususlardan biri de Efendimiz'in [sallallahu aleyhi vesellem] gündelik hallerinin başında ve sonunda yaptığı dualardır. Mesela o, aynaya baktığında şöyle dua ederdi: "Allah'ım! Yaratılışımı güzel kıldığın gibi ahlakımı da güzelleştir." (Beyhaki, Şuabü'l-İmân, 6/364) Evet, Hz. Peygamber [sallallahu aleyhi vesellem] de aynaya baktı. Fakat onun aynaya bakışı yalnızca dış görünüşe yönelik değildi. Aynayı, insanın iç dünyasını hatırlatan bir vesile haline getirdi. Burada bize öğretilen şey şudur: İnsan, dışını düzeltmeye çalıştığı kadar kalbini de düzeltmeye çalışmalıdır. İnsanın iki aynası vardır. Biri mecazi aynadır; sureti gösterir. Diğeri ise hakiki aynadır; sireti, yani insanın iç dünyasını, ahlakını, niyetini gösterir. Efendimiz [sallallahu aleyhi
Sayfa 35 - Dr. Emrullah Tanır·Kitabı okudu
Din
Insan bedeninin insanın gelişiminden etkilenen evrenin bir bileşeni olduğu düşüncesi en azından Batı tıbbı kadar eskidir. İnsanın evrenin mikrokozmosu olduğu düşüncesi, organizmanın tıpkı dört temel elementten oluşan evren gibi (hava, su, toprak, ateş) dört suyuktan oluştuğunu (kan, safra, balgam, kara safra) varsayan bin yıllık tıp görüşünün temelini oluşturur. 18. yüzyılın sonuna dek egemen olan bu model bugün, geçmişten bir iz halinde, gerek kişilik özelliklerini suyuklara ilişkin sözcüklerle tanımlayan sözcük dağarında (sanguin (Fr. sang'dan (kan), kanlı canlı), bilieux [Fr. bile den (safra), hırçın), atrabilaire (Fr. atrabile'den (kara safra), öfkeli] flegmatique [Fr. phlegme'den (balgam), ağırkanlı]), gerekse yıldız fallarında, gökcisimlerinin insanın alınyazısı üstündeki rolüne inanışta kendini hâlâ göstermektedir. 19. yüzyılda, bu yorum şeması halk arasındaki önyargılardan sayılmamaktadır hâlâ.
Beden Üstünde Kesişen Bakışlar/ Hekimlerin Bakışı/Tedavi İlişkisinde Beden·Kitabı okudu
Margoliouth'a göre(158) Müseylime Hazret-i Muhammed'den en az yirmi yıl önce peygamberlik iddia­larına başlamıştır. Bunu da)ibni işhak'ın başka raviler tara­fından bir kere daha teyid edilmeyen tek cümlesine dayana­rak ileri sürmektedir. O cümle ise Hirschfeld ve Frants Buhl'ün işaret ettikleri (159): "Biz. şuna kani olduk ki •... bunları... sana Yemame'den Rahman denilen bir adam (öğretiyor..: fakat biz rahmana hiçbir zaman inanmayız" cümlesidir. Bu cümleyi bir Kureyşli, Hazret-i Muhammed henüz Mekke"de iken kendisine söylemiş. 158. Margoliouth, JRAS, 1903, S. 484. 159. lbni İshak (lbni Hişam, 1., Kahire 1938, S. 3 1 8); Hartwing Hirschfeld, New researches into the comperative and exegesis of the Qoran, London 1902. S. 25; Fr. Bulh, das Leben Muhamrneds, s. 99.
Sayfa 138 - CEM·Kitabı okudu
Araştırma inceleme din islam
İnsan bedeninin insanın gelişiminden etkilenen evrenin bir bileseni olduğu düşüncesi en azından Batı tıbbı kadar eskidir. İnsanın evrenin mikrokozmosu olduğu düşüncesi organizmanın tıpkı dört temel elementten oluşan evren gibi (hava, su, toprak, ateş) dört suyuktan oluştuğunu (kan, safra, balgam, kara safra) varsayan bin yıllık tıp görüsünün temelini oluşturur. 18. yüzyılın sonuna dek egemen olan bu model bugün, geçmişten bir iz halinde, gerek kişilik özelliklerini suyuklara ilişkin sözcüklerle tanımlayan sözcük dağarında (sanquin [Fr. sang'dan (kan), kanlı canlı], bilieux [Fr. bile'den (safra), hırçın], atrabilaire [Fr. atrabile'den (kara safra), öfkeli], flegmatique [Fr. phlegme' den (balgam), ağırkanlı]), gerekse yıldız fallarında, gökcisimlerinin insanın alınyazısı üstündeki rolüne inanışta kendini hâlâ göstermektedir. 19. yüzyılda, bu yorum şeması halk arasındaki önyargılardan sayılmamaktadır hâlâ.
Sayfa 55 - Alfa Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam
Reklam