Mükemmel bir şeyi anlatmanın tek yolu mükemmel olmak değildir. Gerçek olmak yeterlidir.
Bazı kitaplarda, olay örgüsünü takip edersin, biter ve rafa koyarsın. Bazıları ise seni içine alır, cümlelerin arasında kaybolursun ve farkına varmadan o dünyanın bir parçası olursun. Ben bu kitabın bir parçası oldum.
Nasıl hissettiriyor biliyor musunuz, sanki loş bir handa oturmuş, masanın karşısında efsaneleşmiş bir adamın gençliğini dinliyorsunuz. Bu anlatı formu bile başlı başına büyüleyici.
Kvothe, ah Kvothe’m sen kitabın kalbisin. Onu sadece yetenekli bir kahraman olarak okumuyorsunuz; travmayla yoğrulmuş bir zihin olarak okuyorsunuz. Ailesinin kaybı, sokakta hayatta kalma mücadelesi, açlık, yalnızlık… Bu geçmiş onun zekâsını keskinleştiriyor ama aynı zamanda gururunu ve kırılganlığını da büyütüyor. Kvothe kesinlikle hayranlık uyandırıyor. Kusursuz değil ve zaten bu yüzden etkileyici.
Çoğu fantastik evrende büyü şöyle işler: “Kadim güçler, kadim sözler, kadim kader.” Burada ise: “İki obje arasındaki benzerlik oranı ne kadar? Enerji kaybı ne? Zihinsel bağ ne kadar stabil?”
Kitabın en güçlü yanlarından biri kurduğu büyü sistemi. Burada büyü romantize edilmiş bir gizem değil. Parmak şaklatınca ortaya çıkan ışıklar yok. Sempati sistemi matematik, mantık ve enerji prensipleri üzerine kurulu. İki nesne arasındaki benzerlik oranı, zihinsel odak, ödenecek bedel… Büyü neredeyse mühendislik gibi işliyor. Sezgi ise bunun karşı kutbu gibi; sezgiye, içsel kavrayışa dayalı. Bu iki yaklaşımın dengesi, dünyayı hem rasyonel hem mistik bir zemine oturtuyor. Bu katmanlı yapı sayesinde büyü hem inandırıcı hem büyüleyici.
Ve Denna…
Denna bu kitabın en ilginç karakterlerinden biri. Onu tanımlamak için en doğru kelime öngörülemez. Kimseye ait olmayan, kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan,