Ben biraz Mino'yum.
Henüz gencecikken seveceği adamı kendisi seçti. Böyle seçim mi olur yahu kendinden 15 yaş büyük, evli ve çocuklu. Mino seveceği adamı kendi seçti.
Kurallar, tabular, bağlar, bağlılıklar, bağımlılıklar. Mino tüm bunları değil hayatı yaşamayı tercih etti. "Evlisiniz, çocuklarınız var düzeninizi bozmayın" derken aslında kendi düzeninin bozulmasını istemiyordu. Kendi bildiği gibi, doyasıya ve hissettiği hissin hakkını vererek seviyordu Cahit Adamı. Karşılığında bir şeyler alıp herhangi yazısız bir sözleşmeye imza atmak istemiyordu. Sadece yaşamak istiyordu, doyasıya yaşamak...
Mino sen de biraz bensin.
Kimseden bir şey beklemezken aslında içinde biraz da kimsenin senden bir şey beklememesi arzusu var.
Kimseyi hayatına "tam olarak" almadın. Bu yüzden kimse senden gidemedi.
Seni o kadar üzdüler ki Mino bir daha kimseye bunu yapma fırsatı vermemek için kimseye o hakkı vermedin.
Ruhunu soydun, çırılçıplak soydun ki kimse seni soyamasındı.
Mino yaşayacağı hayatı da kendi seçti.
"Bu evlerde, bana benzeyen insanlar yaşıyor, biliyor musun?" demişti.. Ama ben onlara benzemek istemiyorum... Birbirlerini severken birbirlerinden nefret de ediyorlar... Bu iki şey benim hayatımda hiçbir zaman bir arada olmayacak; buna izin vermeyeceğim... Sen kolaylıklar istiyorsun Cahit adamı. Gömleklerim ütülensin, kahvaltın hazırlansın, istediğin zaman yatağa girelim ve sonra bütün bunlar alışkanlıklara dönüşsün; benim düzenim bozulsun... Ben yıllarca babama baktım... Ve sonunda ondan nefret ettim. "
Mino hayatına sahip çıktı, sevgisine ve benliğine....
Ah Mino