Osmanlı vatandaşı olarak doğup, Yunan vatandaşı olarak hayattan ayrılan, çok değerli olmasına rağmen değeri bilinmemiş bir düşünce insanıdır Nikos Kazancakis!
Felsefe yolculuğunda Alman varoluşçu-nihilist filozof Frederich Nietzsche'yi pusula edinmiştir kendisine. O nedenle bu kitabı da bu bağlamda değerlendirmek daha mantıklı olacaktır.
Malum odur ki Nietszche insanlığın benimsediği tüm ahlâkî değerlerin ussal bir temele dayanmadığını savunur. Süregelen tüm ahlaki değerleri temellendiren olgununun meşruiyetini teolojiden alan otoriteler olduğunu söyler ve hepsini reddeder.
Hayatı "Apollon ile Dionysos''un kavgası" olarak tanimlayan Nketzsche'ye göre, Apollon; biçimin ,uyumun ve kontrolün, Dionysos ise taşkın ve coşkun duyguların, tutkunun simgelendiği iki kavramdır. Ve bu iki öğe, tabiatın yaratış/yıkış süreçlerini devindirir.
Işte bu bilgiler ışığında kitaptan bahsedeyim biraz.
Kitabın anlatıcısı olan karakter bir deniz yolculuğunda Alexis Zorba ile karşılaştıktan sonra hayatı çok farklı bir yöne evrilir.
Zorba, anı yaşayan, tutkulu, "elâlem ne der" kaygısını çoktan aşmış, hayatı yemek-içmek-kadınlar ve çalışmak olarak tanımlayan, yazarın tanımına göre, "ruhu dünyadan çok daha hızlı ilerleyen' bir karakter. Tabii kendisi bu aşamaya gelmek için geçmişinde oldukça fazla faşist zehirlenme yaşamış. Insanların etnik kökenlerine göre ayrıştırılıp, zulmedilmesi ve öldürülmesi hastalığına o da yakalanmış gençken. Yaşadıklarından çıkardığı bu dersle Zorba'yı Zorba yapan hale bürünmüş en sonunda.
Anlatıcımız ise yaşlı olan Zorba'nın aksine genç ve varlıklı birisi. Hayatın belli bir düzeninin olduğuna inanan, dini inanışı da yerinde sıradan biri. Gel gör ki Zorba ile karşılaşmak ona varoluşunu sorgulatmaya başlar. Varoluş sancıları çeken adam oluverir kendisi.
Bu