Adler psikolojisinde, travma kesinlikle reddedilir. Bu, oldukça yeni ve devrimsel bir noktadır. Hiç şüphesiz, travmayla ilgili Freudyen bakış açısı harikuladedir. Freud, bir kişinin ruhsal yaralannın (travmalannın) onun şimdiki zamandaki mutsuzluğunun nedeni olduğunu öne sürmüştür. Bir insanın hayatını ayrıntılı bir anlatı olarak ele alırsan, kolaylıkla anlaşılan bir etki, güçlü izienimler yaratan ve son derece cazip olan dramatik bir gelişme hissi söz konusu olur. Ama travma argümanını reddeden Adler, şunu söyler: "Tek başına hiçbir deneyim, başarımızın ya da başansızlığımızın nedeni değildir. Deneyimlerimizin yarattığı şok - sözüm ona travma - yüzünden sıkıntı çekmeyiz, bunları amaçlarımıza uyduğu şekilde biz yaratırız. Bizi deneyimlerimiz belidemez ama bunlara verdiğimiz anlam kendi kendisini belirler." Adler'in, benliğin deneyimlerin kendisiyle değil, bunlara atfettiğimiz anlamlarla belirlendiğine dair söylediklerine odaklanmalısın. Korkunç bir felaket ya da çocuklukta tacize uğrama veya benzeri deneyimlerin, bir kişiliğin oluşmasına bir etkisi olmadığını söylemiyor; bu olayların etkisi güçlüdür. Burada önemli olan, hiçbir şeyin aslında etkiler tarafından belirlenmiyor oluşu. Bizler kendi hayatımızı, bu geçmiş deneyimlere atfettiğimiz anlamla belirliyoruz. Hayat, birisinin sana verdiği değil senin seçtiğİn bir şeydir ve nasıl yaşayacağına da sen kendin karar verirsin.
Sayfa 30·Kitabı okudu
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
“Dişilik Üzerine” çalışmanızda, kadınları narsist, erkeklerden çok daha kıskanç kişiler olarak tanımlıyorsunuz.
Kadınlardaki “penis kıskançlığı” teorisiyle ilgili olarak Jung, penisin sadece fallik bir sembol olduğunu, erkeğin iktidarını temsil ettiğini vurguladı, bu yorumla beraber teori modern zamanlarda daha kabul edilebilir hale geldi.
Freud, anneleri sürekli çocuk bakan kişiler olarak algılamıyordu.