Bernays, müşterileri için hazırladığı reklam ve tanıtım çalışmalarında dayısının, insan
doğasının bilinçsiz arzular tarafından yönetildiği görüşünü uyguluyordu. (Kulaktan kulağa yayılan bir dedikoduya göre Sigmund Freud, bir kutu puro karşılığı Bernays’e psikanalizle ilgili Temel Dersler notlarını vermişti.)
Schopenhauer, insanların eylemlerinin sanıldığından çok daha az önceden tasarlama ve kasıtlı planlamayla yönlendirildiğini düşünüyordu. Çoğu zaman insanlar, bu çabaların ne olduğunun farkına varmadan, kendi içsel çabalarına göre hareket eder, daha sonra bunları meşrulaştırmaya çalışırlar. Schopenhauer Freud'u öngörerek çoğu zaman gerçek güdülerimizin farkında olmadığımızı ve ancak eyleme geçtikten ve eylemlerimizin sonuçlarını kaydettikten sonra neyi hedeflediğimizin (veya İradenin neyi amaçladığının) bilincine varabildiğimizi belirtti.
Öyle bir çukurda debeleniyoruz, öylesine kesif bir hakikat kaybı ve nefretiyle damgalanmış bir iklim ki bu; sahtekârlığın, yalanın ve inkârın öylesine sıradanlaştığı bir sapkınlık düzeni ki karşımızdaki, sadece hakikati dile getirmek çoktan en cesur ve en devrimci eylem haline geldi artık.
Yıllar sonra benimsediğin rolden vazgeçtiğinde insanların sana söyleyecekleri şey belli: "Sen değiştin."
Hani Freud diyor ya "İnsanlar seni eskisi gibi kullanamadıklarında değiştiğini söylerler" diye, sen de aynı cümleyi duyacaksın.
Sen eskisi gibi kurtarıcı olmadığında bazı insanlar sana küsecek.
Bazı insanlar seni suçlayacak.
Bazı insanlar seni eski sen yapmak için bazı cezalandırma yöntemleri kullanacak...
Freud, Uygarlığın Huzursuzluğu’nda konuyu “İnsanın en iyi bildiğini sandığı şey kendisidir, başka her şeyden keskin sınırlarla ayrılmış, özerk ve birlik içindeki kendisi” sözleriyle açar. Ama ardından psikanalizin benliğin altbenlikle sınırlarının yer yer belirsizleştiğini keşfetmesinden dem vurur. Sonra bizi teskin edercesine “En azından dışarıya karşı açık ve keskin sınırlarımız var gibidir” diye sürdürür. Ama bu kez, “Benliğin bu sınırı koruyamadığı yalnızca bir durum vardır” sözleriyle merak uyandırır ve “bu durumun” olağandışı olmakla birlikte patolojik olarak kabul edilemeyeceğini ilave eder. Sonunda “bu durumun” ne olduğunu söyler, aşık olma halidir bu. Aşık kişi ben ve sen ayrımını yitirir, bu ikisi bir ve aynıymış ve bu durum da mutlak bir gerçeklikmiş gibi davranır.