- Tutamak sorunu. İnsanın bir tutamağı olmalı.
- Anlamadım.
- Tutamak sorunu dedim. Dünyada hepimiz sallantılı, korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz. Tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır. Tramvaylardaki tutamaklar gibi. Uzanır tutunurlar. Kimi zenginliğine tutunur; kimi müdürlüğüne; kimi işine, sanatına. Çocuklarına tutunanlar vardır. Herkes kendi tutamağının en iyi, en yüksek olduğuna inanır. Gülünçlüğünü fark etmez. Kağızman köylerinden birinde bir çift öküzüne tutunan bir adam tanıdım. Öküzleri besiliydi, pırıl pırıldı. Herkesin, "- Veli ağanın öküzleri gibi öküz yoktur," demesini isterdi. Daha gülünçleri de vardır. Ben, toplumdaki değerlerin ikiyüzlülüğünü, sahteliğini gülünçlüğünü göreli beri, gülünç olmayan tek tutamağı arıyorum:
Gerçek sevgiyi! Bir kadın. Birbirimize yeteceğimiz, benimle birlik düşünen, duyan, seven bir kadın!
Yusuf Atılgan'ın ilk romanında C.'ye ve arayışına tanıklık ediyoruz. Maddi olarak durumu iyi olan C. üniversiteyi sıkılıp bırakmış ve askerden döndüğünden beri de kendi deyimiyle aylaklık ediyor. Toplumsal değer yargılarını kabul etmeyen ve insanların veya onlara verdiği isimle eli paketlilerin hayatlarını sıradan ve anlamsız buluyor. Hayatta "gülünç olmayan tek tutamağı" arıyor. "Gerçek sevgiyi".
Hemen hemen bir yıllık bir süreyi kapsayan roman Kış, İlkyaz, Yaz ve Güz bölümlerinden oluşuyor. Bilinç akışı tekniğiyle yazılan kitap C.'nin iç dünyasını açık bir şekilde görmemize yardımcı oluyor. Kısa aralıklarla bakış açısının romanın odak noktası C.'den farklı anlatıcılara kaymasıyla da aykırı bir karakter olan C.'nin diğerleri tarafından nasıl görüldüğünü öğrenebiliyoruz. Romanda anlatıcı C. gibi görünse de ara ara parantez içinde yaptığı yorumlarla asıl anlatıcının C. olmadığını anlıyoruz. Kitap sade bir dille yazılmış ancak yazarın kurduğu cümleler üzerinde düşündüğü belli oluyor. Bu yüzden bazı kısımların tekrar okunmasında fayda var.
Yusuf Atılgan'ın okuduğum ilk kitabıydı. C. karakterine başlarda ısınamasam da kitabın sonunda onunla tanıştığıma memnun oldum. C.'nin arayışı bana kendi arayışımı düşündürdü. Yazarın diğer romanı Anayurt Oteli'ni de okuyacağım.
Siz yalan diye bir şey mevcuttur, sanıyorsunuz. Hayır, yalan yoktur. Böyle meselede yalan olamaz. Ahmet Zamani bugün için yalan olamaz, bilakis hakikatin ta kendisi olur. Ne vakit yalan olurdu, bilir misiniz, hem de korkunç bir yalan? Eğer hakikaten bizim kendisine yüklediğimiz fikirlerle yazdığını söylediğimiz eserlerle on yedinci asır sonunda yaşasaydı, işte o zaman yalan olurdu. Çünkü asrından ayrılırdı. Asrını delip geçerdi. Bu da imkansız tabii! Bu meselelerde yalan veya hakikat diye bir şey yoktur. Asrına uymak, onun adamı olmak vardır. Ahmet Zamani Efendi bizim asrımızın bir ihtiyacıdır. Bu ihtiyacı on yedinci asrın sonunda tatmin ediyor, işte bu kadar...