Biz bir yığın işle meşgulüz Mümtaz. Fakat insanla asla! Aydaki maymunlar masturbation yapıyorlar mı, yapmıyorlar mı? Belki onu bile düşündük, Merih’te şeftalilerin -varsa eğer- lezzeti hakkında fikir edinmeye çalıştık; fakat insan ne halde? Buna yanaşmadık. İnsan taliinin kötü tarafı -müsaade et, bir kere de ben bunlardan bahsedeyim!- herkesin kendini zaruri olarak kâinatın merkezi bilmesinde, kendinden başkasını bir inşa malzemesi gibi görmesinde olsa gerek. Onun için en büyük ve iyi niyetlerin sahipleri bile hayatı yaparken insanı yıkmaktan korkmuyorlar. Fakat dahası var! Her şeyimiz insanla. Varlığımızı yalnız onun üzerinde deneyebiliyor, onunla kendimizi idrak ediyor, onda kendimizi tadıyor, onunla genişliyoruz. Bütün ihtiraslarımız, zaferlerimiz, açlıklarımız, kinlerimiz...
Fakat heyhat! Şahsiyetimizi yapan parçalar bir defasında ölen cinsten değiller. Orta oyunundaki aptal uşak, münasebetsiz vakitlerde gelmeği adet edinmiş alacaklı gibi şimdi öldürdüğüm biraz sonra karşıma çıkabiliyordu. Bu kadar kalabalığı kendinde taşımanın, sonra da tek bir insan olarak yaşamanın güçlüğü! Fakat daha fenası, asıl hayvanın, en iptidai olanın içimizde her an tetikte durması, ilk fırsatta canlanması, etrafında ne varsa hepsini birden somurup yutması. O bitmeyen açlıklar, tükenmeyen susuzluklar... sonra, her şey bittikten sonra, onun çok doymuş olmaktan çatlaması; demin yuttuklarının hepsinin birden tekrar ortaya çıkması, üzerlerindeki irin ve bağırsak parçalarını silkerek kımıldamaları, oyuna tekrar girmeleri.
Tanpınar'ın Huzur romanındaki Suat'ın meşhur mektubunu okuyoruz. Kitap ilk olarak Handan İnci'nin metin hakkındaki açıklamalarından, daha sonra metnin düzenlenmiş bir halinden ve en son olarak da yazarın aldığı notlarla birlikte orijinal metinden oluşuyor. Kitabın asıl odak noktası olan düzenlenmiş metnin olduğu kısım on altı sayfadan oluşuyor.
Yarım kalmış bir metin olması ve yazarın yaşadığı sırada yayınlanmamış olmasından dolayı kitaba başladığımda fazla bir beklentim yoktu. Okuma amacım Suat karakterine olan ilgimden ziyade yazarın yazma sürecine olan merakımdı. Yazarın metin üzerinde oldukça emek harcadığı, müsveddeler üzerinde cümle cümle çalışmasından belli oluyor. Asıl ilgimi çeken kısımsa Huzur, tefrika halinden kitaba geçirilirken genişletilen bir karakter olması sebebiyle ısınamadığım Suat'ın bu metinle biraz da olsun daha zengin bir karakter haline gelmesiydi. (Handan İnci'nin açıklamasındaki görüşüne göre Tanpınar bu metni, Huzur'u tefrikadan kitaba geçirirken kaleme almış ancak kitabın dengesini bozacağından çekindiği için böyle bir çözüm bulmuştur.) Biraz da diyorum çünkü kitapta sadece Suat'ın son bir haftasının kısmen anlatıldığı bir mektup var. Huzur'u okuduktan sonra hikayeyi Suat'ın bakış açısından da tamamlamak adına okunabilir.
Kitap Suat karakterine yeni bir boyut eklemiyor ancak doldurduğu boşluk nedeniyle Tanpınar külliyatını okumak isteyenlerin ilgisini çekecektir.