Batı medeniyeti, insanı üretim ve tüketime, ruhu akla, sonsuzu kemiyete indirger.
İnsanoğlu sadece harekete geçmekten kaçınmakla Harekete geçmeme hürriyetine erişemez
İslamın yayılışı üç aşamada gerçekleşti:
İlkin Hz Muhammet hayattayken, ikinci olarak Hz Muhammed'in ilk Halife'leri zamanında, üçüncü olarak araplardaki iç kargaşalardan sonra.
Her toplumun geleceği kendi geçmişinin bir uzantısıdır.
İbn Arabiye göre insan hayatının gayesi " evrensel insan insani kamil" olmak yani kendi öz hayatını Allah'ın bir tecelligâhı yapmaktır.
Ancak herkes diğer insanı, kendisinin tam anlamıyla insan olması için, kendisinde bulunmayan taraf olarak görüp, buna kesinlikle inandığı zaman var olur.
Zıtların toplamı birdir ve en güzel ahenk ahenksizlikten gelendir. Herşey tezattan doğar.
Mademki şartlar olmadan ortaya çıkan hiçbir şey yoktur, öyleyse bir boşluk içermeyen hiçbir şey de yoktur.
İnsan uzun zaman hayvandan ancak çalışması ile ayrıldı. Önemli bir farklılıktır bu. Yontma bir çakmak taşı âletiyle bile olsa, insan çalışmaya başladığı zaman daha eseri ortaya çıkmadan işinin gayesini peşinen görür. Bu tasarı, bu önceden kestirme, işte düşüncenin ta kendisidir."
Aydınlık ve iyiliğin, karanlık ve kötülüğe karşı verdiği bu savaşta insan sorumlu bir askerdir.
Önce hasta insanı tedavi etmek gerekiyordu. Bunun içinde sadece acının nereden geldiğini bilmek ve acıyı dindirmek kâfi idi. Hakiki gerçekliğe kavuşarak doğumdan da ölümden de kurtulmak... işte asıl mesele budur. Nefsini ve arzularını öldürmek...işte cevap da bu.
Konusu ne olursa olsun, her iman Allah'a imandır.
Kuruntu, dünyanın kendi başına buyruk, Allah'tan kopuk bir gerçeklik olduğunu hayal etmektir.